Yine de ömrümün bu deminde, içimde türlü çeşit ukde taşımama rağmen, yeni bir şeylere başlamak için en ufak heves duymuyorum. Yağmur yağdığında, gün ağardığında, gözü çapaklı bir kedicik gördüğümde yolun kenarında ya da uzaklarda martılar çığlık attığında, içimden ağlama isteği yükseliyor hep. Lakin ağlayamıyorum. Alemdeki hemen her şey acı veriyor bana. Kötü olanlar, şu bir kerelik ömre yakıştıramadığım; latif olanlar, birlikte geçireceğimiz vakit gittikçe azaldığı için.
Sırf beni terk etmemiş vefalı bir hatıra olması bile, latif kılıyor onu gözümde. Ne güzel, ne mutlu günmüş diyorum dönüp bakınca. Oysa o gün biri kulağıma eğilip, “Şimdi mutlusun, ileride bugünü mutluluğa emsal hatırlayacaksın” diye fısıldasa, hayatta inanmazdım.
Şimdi geçmişe dair anımsadığım her anın hamurunda bir çimdik saadet var. En buruk hatıralara bile, sırf ait oldukları zamanın hatırına bahşedilmiş bir haslet bu.