“Ben asla evlenmeyeceğim,”
“Hiçbir zaman.”
“Düğünler aptalca.”
“Bütün o yaygara.”
“Harcanan onca para.”
“Hem de ne uğruna?”
“Bir daha hiç girmeyeceğini kıyafetlere .”
“Hah!”
Leyla gayet iyi anımsıyordu. Onsuz zamanın nasıl uzadıkça uzadığını, nasıl yolunu, dengesini yitirmişçesine oradan oraya sürüklendiğini. Onsuz bir yaşamla nasıl başa çıkardı?
Aklına Nana’nın bir keresinde söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu. Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu.