insan pek zor bir yolla ya kaderine boyun eğmeyi öğrenir (ki o zaman bedeni ağır ağır, giderek kendi yönünü bulur), ya da keder yıkar onu, (duyduğu kedere veya kişiliğine göre) artık bir daha ayağa kalkamaz.
“ne için, kim için yaşayacağım?” dedi. “neyi arayacağım? düşüncemi, niyetimi neye yönelteceğim? hayatımın çiçeği soldu benim, yalnızca dikenleri kaldı.”
“bir şeyler yapmak! bir amacı varsa, bir şeyler yapar insan. nasıl bir amacım olabilir benim? yok öyle bir şey!”
“yaşamak da bir amaçtır.”
“ne için yaşadığını bilmiyorsan, her günü öyle veya böyle yaşamış olmak için yaşarsın. bir günü daha geçirdiğin, akşam olduğu için sevinirsin ve gece rüyanda da o günü ne için yaşadığını, yarını ne için yaşayacağını kendi kendine sıkıntılar içinde sorarsın.”
“evet, gurur hayatın tuzu biberidir derler! nereye gitti bütün bunlar? yoksa ben mi anlayamadım hayatı ya da hayat mı bir işe yaramıyor? belki ben daha iyisini göremedim, kimse de göstermedi bana. sende kuyrukluyıldız gibi bir parladın hayatımda, sonra hemen kayboldun… her şeyi unutuverdim, söndüm, tükendim…”