“evet, gurur hayatın tuzu biberidir derler! nereye gitti bütün bunlar? yoksa ben mi anlayamadım hayatı ya da hayat mı bir işe yaramıyor? belki ben daha iyisini göremedim, kimse de göstermedi bana. sende kuyrukluyıldız gibi bir parladın hayatımda, sonra hemen kayboldun… her şeyi unutuverdim, söndüm, tükendim…”
“duydukları her şeyi enine boyuna tartışırlar, ama aslında bir şeyi umursadıkları yoktur. canları sıkılır, olanlar oyalamaz onları. bağırıp çağırırlarken gerçekte derin uykudadırlar! konuştukları şeyler yabancıdır onlara. başlarındaki şapka onların değildir. işsiz güçsüz oldukları için her yana saldırır dururlar, bir şeyin üzerinde odaklanamazlar. bu her şeyle ilgilenmede bir boşluk, her şeye karşı bir ilgisizlik vardır! oysa kendilerine emek isteyen mütevazı bir patika seçip onda ilerlemeye çalışsalar, o patikada derin izler bıraksalar… ama işlerine gelmez bu, çünkü can sıkar, o zaman da çok şey bilmenin insanların gözünü boyamaya yararı olmaz.”
bizim devlet adamlarımızın eskiden beri ezberlediği klişeleşmiş beş altı yöntem vardır: tembel tembel çevrelerine bakınarak ellerini çarkına sokarlar ve ayağını kendisinden öncekinin yerine koyup, uyuklayarak döndürürler çarkı. ama uyuklayanlar uyanmışlardır artık, gözler açılmıştır, haykırışlar yükselmektedir, sert adımlar atılmakta, sesler yükselmektedir…
“düşüncelerimi davranışlarımla doğrulayabilirsem mutlu olacağım, ama hiç umudum yok, çünkü çok zor bir şey bu, insanoğlu çok bozuldu, ayrıca gerçek bir eğitim yok.”