Dervişin teselli koleksiyonu 1 /2 /3 okuduktan sonra inceleme yazmak istedim. Incelemede "üçleme" ifadesini bu nedenle kullandım.
Başlayalım...
“Dervişin Teselli Koleksiyonu” üçlemesi, modern insanın iç dünyasında sessizce büyüyen yaralara dokunan, kısa fakat etkisi uzun cümlelerden oluşan bir metin dünyası sunar. Üç kitap da temelde aynı eksende ilerler: insanın varoluş sancıları, aşkın terbiyesi, sabrın sesi ve tesellinin çocuksu ama olgun dokunuşu. Yazar okuyucuyu kalabalık bir düşünce evrenine değil, sade ama derin bir iç odanın içine davet eder. Bu yüzden okur, ilk sayfalardan itibaren kendini bir hikâye takip ederken değil; kendi iç konuşmalarını dinlerken bulur.
Serinin ilk kitabı, insanın yolda olma hâline daha çok odaklanır. Yönünü kaybetmiş, bir karar eşiğinde duran ya da hayatın geç kalmışlıklarına içlenen okur, bu ilk kitapta sanki elinden tutulmuş gibi hisseder. Yazar yarayı romantize etmez; aksine yaranın insana hatırlattığı şeylere bakar. “İyileşmek” kelimesi yerine “olmak” fiilini tercih eder; bu da kitaba kendine özgü bir sükûnet tonu verir.
İkinci kitapta teselli derinleşir. İlk kitaptaki arayış hâli burada daha hissedilen bir kabule dönüşür. Cümleler daha yoğun, içsel çağrışımlar daha keskindir. Burada sabır önemli bir yer tutar; sabır, beklemek için değil, anlamak için gereklidir. Teselli, bir merhem gibi değil, bir arkadaş gibi yanına oturur; çoğu zaman konuşmadan, susarak.
Üçüncü kitap ise yolculuğun vardığı içsel uzlaşma ve sükûnet bölgesidir. İlk kitaptaki keskin sızı yerini daha yumuşak bir fark ediş hâline bırakır. Bu noktada sorular değişir: “Neden başıma geldi?” değil, “Bana ne öğretti?” sorusu önem kazanır. Üçlemenin bu kısmında kader, zaman ve aşk temasının iç içe geçmesi dikkat çeker. Okur, yaşadığı şeylerin ağırlığını değil;