Alan Lightman’ın Bay Tanrı adlı kitabı, yaratılış mitini bir fizikçinin zarafeti ve bir şairin duyarlılığıyla yeniden kuran sıra dışı bir metin. Lightman, mutlak kudret sahibi Tanrı figürünü alıp hata yapan, şaşıran, evreni bir sanat eseri gibi bestelemenin derdine düşen sevimli bir varlığa dönüştürüyor. Yıldızların doğumu, zamanın başlangıcı, entropi gibi kavramlar adeta bir haiku sadeliğiyle anlatılıyor; bilimsel gerçekler şiirselliğe bürünüyor. Kitap, özgür irade ve acının gerekliliği gibi dev sorulara alegorik yanıtlar ararken okuru kozmik bir düşünce yolculuğuna çıkarıyor.
Ne var ki bu yolculuk her okura aynı hazzı vermeyebilir. Lightman’ın minimalist ve mesafeli üslubu, yaratılış gibi tutkulu bir eylemi zamanla laboratuvar raporu sakinliğine büründürüyor; karakterler derinlikli varlıklar olmaktan çıkıp yazarın felsefi pozisyonlarını taşıyan birer sözcüye dönüşüyor. Roman, sorduğu büyük soruların etrafında yeterince dolaşmaya sabır göstermiyor. Ayrıca ne saf bir edebiyat ne de felsefi bir deneme olabilmenin rahatlığına ulaşabiliyor; iki tür arasında sıkışıp kalarak okurda bir belirsizlik hissi yaratıyor.
Sonuç olarak Bay Tanrı, derin karakter tahlilleri veya sürükleyici bir olay örgüsü bekleyen okur için fazla soyut ve durgun kalacaktır. Ancak bilim ile maneviyatın kesişimine meraklıysanız, Italo Calvino’nun kozmik masallarındaki o şiirsel mizahı seviyorsanız, bu kısa kitap size evrenin ihtişamı üzerine düşünecek çok şey vadediyor. Kısaca büyüleyici bir düşünce deneyi.Keyifli okumalar:)