Az Seçilen Yol, M. Scott Peck’in insanın iç dünyasına gerçekten dokunan kitaplarından biri. Daha ilk cümlesiyle insanı yakalıyor: “Hayat zordur.” Bu kadar net, bu kadar sade… Ve aslında bu cümleyi kabul etmek bile başlı başına bir eşik. Çünkü çoğumuz hayat zorlaştığında şaşırıyor, isyan ediyor ya da kaçıyoruz. Peck ise tam tersine, zorluğun normal olduğunu söylüyor. Kabullendiğimiz anda büyümeye başladığımızı anlatıyor.
Kitabı okurken insan sık sık kendine dönüyor. Özellikle “sorumluluk” meselesinde. Başımıza gelenlerde ne kadar payımız var? Nerede kaçıyoruz, nerede suçu başkalarına atıyoruz? Yazar bunu yargılayarak değil ama oldukça açık bir şekilde gösteriyor. Bazen satırların arasında hafifçe rahatsız oluyorsunuz; çünkü bir yerinizin yakalandığını hissediyorsunuz. Ama o rahatsızlık kötü değil, aksine uyandırıcı.
Sevgiyle ilgili söyledikleri ise kitabın en etkileyici taraflarından biri. Sevginin sadece bir his olmadığını, emek verdiğimiz bir süreç olduğunu anlatıyor. Birini sevmenin; onun gelişimini önemsemek, gerektiğinde zorlanmayı göze almak demek olduğunu söylüyor. Bu bakış açısı insanın ilişkilerine daha dürüst bakmasına neden oluyor. “Ben gerçekten seviyor muyum, yoksa sadece ihtiyaç mı duyuyorum?” sorusu ister istemez zihne düşüyor.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde maneviyata da değiniyor. Ama bunu didaktik bir dille değil, insanın ruhsal gelişiminin doğal bir parçası olarak ele alıyor. Psikoloji ile inancı bir arada düşünmeye çalışması kitaba ayrı bir derinlik katıyor.
Az Seçilen Yol, okuyup rafa kaldırılacak bir kitap değil. Yavaş yavaş, sindire sindire okunacak bir metin. Bazen altını çizerek, bazen durup düşünerek… İnsanı pohpohlamıyor ama güçlendiriyor. Kendi hayatına daha olgun, daha sorumlu ve daha bilinçli bakmak isteyen herkes için içten, derin ve