Bu kitabı okurken gerçekten biriyle sohbet ediyormuş gibi hissettim.
Sanki karşımda oturmuş, hiçbir şeyi süsleme ihtiyacı duymadan içini döküyordu.
Oğuz Atay’ın en çok dikkatimi çeken yanı, kendi yazdıklarından bile emin olamamasıydı.
Sürekli kendini sorgulayan, yeterli olup olmadığını düşünen bir zihinle karşılaştım.
Ama ironik olan şu ki…
Bugün o, Türk edebiyatının en sevilen yazarlarından biri.
Ben de bir mühendis adayı olarak onu okurken ayrı bir bağ kurdum.
Çünkü teknik bir dünyada olup bu kadar derin hissedebilmek…
gerçekten etkileyici.
Eğer bir yerden beni duyabiliyorsa, ona şunu söylemek isterdim:
Yazdıkların sandığından çok daha fazla insana ulaştı.
En azından ben, seni çok severek okudum.
Oğuz Atay, Türk edebiyatının en “geç anlaşılan ama derinden hissedilen” yazarlarından biri.
1934 doğumlu, aslında inşaat mühendisi ama iç dünyasını yazıya döken biri.
Hayattayken çok anlaşılmıyor ama öldükten sonra “efsane” seviyesine çıkıyor.
Çünkü yazdığı şeyler çok samimi, çok filtresiz ve biraz da rahatsız edici derecede gerçek.