İlk sayfasından son sayfasına kadar pozitiflik kokan bir eser. Okurken zaman zaman kendimi içinde bulduğum farklı bir evren. Babalarının savaşa gitmesiyle beraber Meg, Jo, Beth ve Amy’den oluşan 4 kardeşin kendilerine erdemli, inançlı ve iyi bir insan olmayı öğütleyen annelerinin günlük yaşamını konu alan sürükleyici bir kitap.
Doğrusunu söylemek gerekirse kitap okurken heyecanlı ve gelişmiş bir olay örgüsü beklentisi içerisindeyseniz bu kitabı okurken biraz sıkılabilirsiniz. Ancak birbirinden farklı bakış açılarını okumak ve karakterlerin benliğine serpiştirilmiş bambaşka değerleri ve deneyimleri gözlemlemek isterseniz tam da size göre bir kitap.
Kitabı okurken her bir karakteri anlamak ve onların gözlerinden bakmak istedim fakat bu konuda en başarılı olduğum kişi Jo oldu sanırım. Yaşadığı zamanın kadınlarına nazaran daha dik başlı, daha tutkulu bir karakter. Her ne kadar o zaman için aykırı davranışlara sahip olsa da içindeki ‘iyi ve ahlaklı insan olma’ gayesinden şaşmamak için elinden geleni yapıyor. Kendi özellikleriyle beraber çevresine uyum sağlayabilmesi ona özgü bir yetenek mi yoksa çevresinin sıcakkanlı özellikler göstermesinden mi bilinmez ancak ben bu dengeden çok hoşnut oldum. Her kardeşin anneleriyle ilişkileri farklı ancak Jo ve Bayan March’ın ilişkisi bana daha anlamlı gözüktü her nasılsa.
Okuma sürecimde yakın hissettiğim bir diğer karakterse Laurie oldu. March ailesinin varlıklı komşusu Bay Laurence’ın torunu Laurie, oldukça oyuncu, muzip, sadık, eğlenceli, arkadaş canlısı bir karakter. Kitap boyunca en yakın arkadaşı Jo ve ailesi için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, o aileye adapte olmaya ve kendini oraya ait hissetmeye çalışıyor. Böyle sıcak bir aile ortamına alışık olmak istediğini, o ailenin bir parçası olmaktan mutluluk duyacağını