"üzüntüyü öfkeye çevirmekte de üstüne yok. hoşuna gitmeyen bir laf duyunca hemen köpürüyorsun. Kime kurban denir, söyleyeyim mi sana?"
"..."
"Kurban gibi davranmayı seçene.
Yapma bunu Adalet.
Yapma kendine."
Okula gidip gelirken, böyle babam yaşında herifler dibime dibime yanaşıp dayanırlardı halk otobüslerinde. Ayaktaysam arkama geçip vücutlarını üstüme yıkar, oturuyorsam yanıma ilişip bacaklarını pergel gibi açarlardı. Öyle zamanlarda içimi tiksinti kaplardı. Yine de önce, yok canım, bana öyle geliyor diye düşünmeye çalışırdım. Kenara çekilmeye uğraşır, büzülür, un ufak olur, nereye kaçacağımı bilemezdim. Bana öyle gelmediğini anladığımda da içimdeki tiksintiyi utançla sarmalar, ağzımı açıp da tek laf etmeyi beceremezdim.
Beni istemeyenleri ben hiç istemedim. Başkaları kalbimi kıracağına, bizzat kendim parçalayıp, artık doğru vakti göstermeyen bir saat gibi cebimde taşımayı seçtim.
Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor. Bazı yaralar hiç kapanmıyor. Bazı eller bazı saçları okşamayınca, bu minicik, aptal, önemsiz şey yaşanmayınca, bazı hayatlar geri dönüşsüz biçimde tarumar oluyor. Belki siz bunu bilmiyorsunuz. Umarım hiç öğrenmezsiniz. Bazı durumlarda sadece bilmeyenler yaşamayı beceriyor. Hayatta kalmakla yaşamayı becermek aynı şey değil.