İnsan birini özlemeyegörsün, özlenenin sureti inatçı bir hayalet gibi yakasına yapışıyor. Atılan her adımda, alınan her solukta sinsice kendisini hatırlatıyor. O zaman özlediğine dair tüm hatıraları bir bir temize çekiyor kişi ve en çok onların arasına yenilerini katamayacağına üzülüyor. Galiba hatıraları böylesine kederli yapan, onları çoğaltamayacağımızı bilmek...
Zaman zaman çok kızdım karakterimize ama hayat belirli bir anlayışa ulaşana kadar bizi sınavlara sokuyor ve en sonunda geçemediysek ağır bir şekilde son sınavını ödül gibi sunuyor. Çok sevindim, bunun yanı sıra diğer kitaplara olan göndermeler o hayatlarda neler yaşandığını görmek biraz hüzünlendirdi.
İddiasızca hayatımıza giren ve büyük laflar etmeden
uzun zaman orada kalmayı becerebilenler, zaman içinde kalbimizin ve ruhumuzun en manzaralı dairelerine yerleşiveriyordu demek.
İnsanlar sizin suskunluğunuzun üzerine daha iyi olasınız diye gitmezler. Onlarınki kimsenin işine yaramayacak kötücül bir meraktır. O merak, kendilerinin daha iyi durumda olduklarını görüp rahatladıklarında nihayete erer. Bir tecavüzden farksızdır. Birilerini konuşturmak, fotoğraflarını çekip sonra da çekmecelerde unutmak gibidir.
Fotoğrafı çekilen öyle ya da böyle fotoğrafın bir gün kendisine geleceğini, verileceğini düşünür, umar. Oysa çeken, o ömürden çaldığı anları çekmecesine kilitleyip oracıkta unutacaktır.