"Kendi kendime şunu diyorum, yaptığımız is ortaya çıktığında hepimiz üzgün oluruz. O zaman gerçekten üzgün oluruz. Sorun, üzgün olup olmadığmiz değil. Sorun, nasıl bir ders aldığımız. Sorun, üzgün olduğumuza göre şimdi ne yapacağımız."
Bev geri döndüğünde David, "Nasıl?" diye soruyor. Bev Shaw yanıt vermek yerine başını şöyle bir sallamakla yetiniyor. Seni ilgilendirmez, diyor sanki. Adet kanaması, çocuk doğurmak, tecavüze uğramak ve sonrası: kanlı isler; bir kadının taşıması gereken yük, kadınların özel alanı.
Minik farklıkların önemi, toplum skalasının en aşağısında olma korkusu, toplumca en fazla küçümsenen, ismi söylenir söylenmez sefalet ve yoksulluk çağrıştıran mesleklerden biriyle anılmama isteği: temizlikçilik, kasiyerlik, çöpçülük.
Bu küçük farklılıkların doğurduğu dehset bazı günler öfkeye dönüşüyordu: "Bu hemşirelerin de iyice götü kalkmıs, diplomaları var diye kendilerini bir bok sanıyorlar ama aslında onlarla aynı işi yapıyorum, fazlasıni bile yapıyorum."
Yaşam gerçek olmayan ne varsa sende, her gün sana onu gösterir. Gelen hep sensindir. Hep kendini getirir sana. "Kendine gel!" diye. Bütün o savunmaların, saklanmaların, kaytarmaların, ters yöne kaçmaların, sözde korumak için kendini dışarıya saldırmaların ne denli boş olduğunu sana yeniden, yeniden gösterir. Yine yakalanırsın, yine gelir kapina. Çünkü "soru"n hep aynı yerden gelir. Kendinden. Bu nedenle cevapları dışarıda arayarak değil, kendini OKUyarak çözebilir insan. Yaşam senin için aslinda hep tek ve aynı soruyu yineler: Var misin? '