HAKAN

Arap sevicileri üzülecek ama...
Saflığı ile tanınan Arap fikra kahramanı "Cuha" herkesin kendisiyle alay ettiği gülünç, ahmak bir karakterdir. Arapların bizim âlim, filozof, çok zeki ve hazır cevap bir kişi olarak tanıdığımız Nasreddin Hoca'ya da "Cuha" adını vermelerinden dolayı bu iki fıkra kahramanının hayatları, şahsiyetleri ve fıkraları birbirine karıştırılmaktadır. Hatta ikisinin aynı kişi olduğunu ileri sürenler bile çıkmıştır. Aslında bu iki karakter fıkra kahramanı olmanın ötesinde bir benzerlik göstermezler. Mısırlı yazar Hasan Hüsni Ahmed Nasreddin Hoca'nın fıkrala- rını topladığı Nevâdiru Cuḥâ adlı eserinin önsözünde pek çok kişinin âlim ve filozof Türk Cuha ile ahmak ve saflığıyla ünlü Arap Cuha'yı birbirine karıştırdıklarına dikkat çekme ihtiyacı hissetmiştir. Mesnevi'de "Cuha" diye nitelendirdiği bir karakterle ilgili hikâyeler anlatan Mevlana ve bir hikâyede Cuha'nın kadın elbisesi giyerek kadınlar meclisinde sergilediği edep dışı davranışlardan bahsetmiştir:
Sayfa 210·Kitabı okudu
Türk Tarihi
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Budur...
Moğol istilasını, Karamanoğlu Mehmed Bey'in Farsçanın yerine Türkçeyi resmi dil ilan etmesini, Ahi ve Türkmenlerin direnişini göz önünde tutalım. Hacı Bektaş-i Veli "Eline sahip ol!" derken Moğol istilasına karşı devletine sahip çıkmayı vurgulamış, "Beline sahip ol!" derken soyuna, milletine sahip olmayı, başka kültürlerin etkisi altına girmemeyi öğütlemiş, "Diline sahip ol!" derken Arapça ve Farsçanın hâkimiyeti karşısında Türk diline, Türkçene sahip ol demiş olabilir mi? Daha ötesi Nasreddin Hoca fikraları Moğol baskısı altında ezilen Türkmenlerin moralini yüksek tutmak için ortaya çıkmış olabilir mi?
Sayfa 209·Kitabı okudu
Türk Tarihi
Safımızda yönümüzde belli...
Hacı Bektaş'ın, çevresi, arkadaş ve dostları incelendiği zaman onun hep Moğol tahakkümüne karşı çıkan bir muhit içerisinde yaşadığı ortaya konuldu. O, Moğol aleyhtarlığında dostlarının yanında olup, kendisinin de mensup olduğu Türkmen boyu, Moğollarla olan mücadelelerini devam ettirdi. Bu tutumu nedeniyle dönemin Moğol yanlısı tarihçileri tarafından eleştirilip hakkında ayrıntılı bilgiler verilmedi. Bu nedenle daha az tanındı. Diğer yan- dan Hacı Bektaş-i Veli, Moğollarla mücadele eden birçok sevdiği kimsenin bu uğurda katledilmesine şahit olduğundan Moğollardan hep uzak kalmaya çalıştı. Hacı Bektaş, Moğol yanlısı dini ve sosyal zümrelerden uzak durarak, kendisi ve halifeleri Moğollara yakın olan veya onlara itaati savunan dini gruplarla ilişkilere girmedi.
Sayfa 204·Kitabı okudu
Türk Tarihi
Bu cografyada TÜRK olmak hep zormuş...
Bu nedenle Ahi Evran'ın lakabı halk için kaleme alınan Ahi şecerenameleri, Ahi fütüvvetnameleri ve vakıfnamelerinde çoğunlukla Ahi Nasrü'd-din şeklinde kaydedilmiştir. Sadreddin Konevi Ahi Evran'a yazdığı mektuplarda ondan Hace Nasirü'd- din olarak bahsetmiş, bu isim halk arasında Hoca Nasreddin olarak yaygınlaşmıştır.
Sayfa 198·Kitabı okudu
Türk Tarihi
Vay hocam vay...
Mikail Bayram Nasreddin Hoca'nın aslında Ahi Evran olduğunu gösteren pek çok deliller ortaya koymuştur. Bunların tamamına yer vermemiz mümkün olmadığından belli başlı örnekler üzerinde duracağız. Nasreddin Hoca'nın fıkraları nesilden nesile aktarılan sözlü kaynaklardan derlenerek yazıya geçirilmiştir. Hocadan söz eden en eski yazma eser 1480 yılında yayımlanan ve içinde iki Nasreddin Hoca fıkrası bulunduran Saltukname'dir. Yazılış tarihi bilinen en eski yazma ise Hüseyin adında birine ait olan 1571 tarihli Hikâyât-1 Kitâb-ı Nasreddin adlı eserdir. Bu eserde hocaya ait 43 fikra vardır. Nasreddin Hoca fıkralarının resim- li ilk baskısı olan ve 71 fıkradan oluşan Letâif-i Nasreddin adlı eser 1883 ise yılında Mehmed Tevfik tarafından yayımlanmıştır. Bunu bir kenara koyalım. Ahi Evran'ın da Akşehir'de kaleme alıp Sultan İzzeddin Keykavus'a sunduğu Letâif-i Hikmet adlı bir eseri var. Mikail Bayram, Nasreddin Hoca fıkralarının pek çoğunun Ahi Evran'ın Letâif-i Hikmet ve onun genişletilmiş şekli olan Letâif-i Giyasiyye adlı eserlerden alındığını tespit eder.
Sayfa 197·Kitabı okudu
Türk Tarihi