biz böyle ayakta öleceğiz besbelli
deniz gibi durmadan bir kıyıya çarparak
her zaman bir yeşili, bir moru arındırarak
biz böyle yaşayacağız
sevişerek, savaşarak
umarak, inanarak
Bazen de o kadar yorgun oluruz ki, sadece kırılgan benliğimizde barınabilecek ,başka türlü gerçekleşmesi mümkün olmayan anıları, izlenimleri, zayıf dimağımızda tutacak gücü bulamayacağımızı sanırız.
Ne tuhaftı, insanlar öldükleri andan başlayarak geçmişteki canlılıklarını da yitiriyor ve hep ölü olarak bellekte kalıyorlardı .Yaşam yalnızca yaşayanlara sonu yokmuş gibi görünürken, ölüler bu sonsuzluğu anımsatan yokluk kişileri oluveriyordu. Ölen kişi yaşayanların zihninde bir kilise resmi gibi donup kalmaktaydı. Yaşayanlar ise o resmi her geçen gün daha silik anımsayan vefasızlara benziyordu.
Tüfeğini deppoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matrasında dudaklarının izi;
Öyle bir rûzigâr ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.