Sivilce burnunun orta yerine iyice yerleşmiş, şiştikçe şişmişti. Şu sivilce kadar bile yeri yoktu dünyada. Herkes kendi köşesini kapmış, herkes kendi çöplüğünün en iyisi sanıyor kendini. Bulundukları yeri kaybetmekten korkan insanlar cemiyeti. Sivilceyi patlatıp patlatmamak arasında gitti geldi. Patlatsan izi kalır, patlatmazsan büyüdükçe büyür kendini bir bok sanır. İki parmağıyla sıktı sivilcesini. İrin aktı, izi kaldı. "2 güne geçer nasılsa," diye düşündü, üzerinde durmadı. Kendini bir bok sanan, içi irin dolu ne varsa en fazla 2 gün iz bırakıyordu bu canına yandığımın dünyasında.
Yolu yarıladığını zannederken yolun başında bulursun kendini. Tekrar sıfırdan başlayıp yola devam etsen bir türlü vazgeçsen bir türlü. Kararsızlık, en ölümcül hatadır. O da bu hataya düştü ve karar veremedi. Hem iş görüşmesine gidemedi hem de akşama kadar sokaklarda mal gibi dolandı durdu.
"Dert etme. Zamanla geçer tüm yaralar, izi kalır. İleride o yara izlerine bakar, 'Başkalarının önünde diz çökmektense düşe kalka kendi yolumu bulmaya çalıştım,' dersin."
Bilirsiniz ki Yüce Yaradan zihinleri özgür yaratmıştır. İnsan insanı zorla değiştirebilseydi, tufan yaklaşırken adeta yalvardığı inkârcı oğlu Kenan'ı Nuh Peygamber (as) gemiye bindirmeyi başarırdı. Kitaplar yol gösterseler de herkes özgürdür. Herkes Yüce Yaradan ile başbaşadır. Kimse kimsenin zihnini zorla değiştiremez.