Lem’a

Zaman doludizgin akıp geçiyor. Kimimize pembeler, kimimize maviler, kimimize de siyahlar ekleyerek. Zaman savuruyor bizi sonumuza. Her anında yepyeni şeyler öğreterek, her defasında yepyeni kararlar aldırarak. Aldığımız kararları bozarak, yeminler edip sadık kalmayarak yol alıyoruz.
Sayfa 97
Zaman
Reklam
Güne kavuşturmak istemediğin geceler de olur. Güne sarmak istedigin geceler de. Vur nefsin alnının orta yerine bütün gücünle, yak ne varsa süfli bildiğin. Kur yeniden muhabbeti. Unut ne varsa iğreti. Olmasa aşkın, nice pehlivanlar çatlatır bu sıklet.
Sayfa 46
1000k
Yaşam ölümün mahkûmu, ölüm yaşamın gardiyanı gibi.
Sayfa 48
Ölüm
Fransız fizikçi Pier Curie şöyle diyordu: "Kral Şarlman İspanya’yı Müslümanlardan aldığında, Gırnata Sarayının meydanında, bir milyon el yazması eseri şenlikler yaparak yaktırdı. Bunlardan bize sadece 30 eser intikal etti. Biz bu 30 eserle atomu parçaladık ve Ay’a çıktık. Eğer o yakılan kitapların yarısı kalsaydı, bugün galaksiler arasında seyahat eder olacaktık.”Evet, Haçlı kafasının yaktığı eserler dünya bilimine belki de bugünkünden yüz kat fazla katkıda bulunacaktı.
El Yazması Eserler
İslam Devleti kimseye din ve dil dayatmadı. Osmanlı’nın yüzyıllar boyunca hüküm sürdüğü Kuzey Afrikada, Ortadoğu’da, Güneydoğu Avrupada yerli halklarin dilleri değiştirilmedi. Bir zamanlar Osmanlının hâkim olduğu Araplar, Yunanlar, Bulgarlar, Makedonlar, Sırplar,Romenler, Macarlar, Hırvatlar, Boşnaklar,Arnavutlar bugün Türkçe konuşmazlar. Ama İngilizlerin,Fransızların, Portekizlilerin sadece 100 yıl kaldıkları Afrika ülkelerinde bebekler bile Fransizca ağlıyor. Çünkü halkların kendi dillerini yasaklayıp Fransızcayı, İngilizceyi, Ispanyolcayı dayattılar. Osmanlı ve Endülüs İslam Devleti bu dayatmayı yapmamıştır.
Osmanlı
Reklam