Fito was sitting on his bench, reading a book in front of the library—kind of a normal sight. But it wasn’t really normal, not if you knew the story. Maybe everything looked normal on the outside. On the inside, well, there was always some kind of hurricane spinning around.
Wilem fikrimi bir çırpıda reddetmedi. "İlginç bir teori," dedi yavaşça.
"Ama aklıma son bir soru getirdi." Beni ciddi bakışlarla süzdü. "İçki mi içiyorsun?"
Oturduğum yerde kendimi saldım. "Hayır."
Ayağa kalktı. "Öyleyse içmeye başlama. Bu kitaplarla çok fazla vakit geçiriyorsun. Beynindeki tozu biraz yıkaman lazım."
Genelde, bir yazar son sayfaya geldiğinde en kalpten dileği, kitabınin yüz yıl sonra, iki yüz yıl sonra hâlâ okunuyor olmasıdır.
...
Ben ne bir eğlencelik ne de edebi bir eser olan bu kitap için o dileği tersine çevireceğim: torunum yetişkin biri olup da, günün birinde raslantıyla aile kitaplığında onu keşfettiğinde biraz sayfalarını karıştırsın, biraz göz atsın, sonra omuz silkerek ve büyükbabasının zamanında hâlâ böyle şeylerin konuşulmasına ihtiyaç duyuluşuna hayret ederek hemen aldığı tozlu yere geri koysun.