Bir küçük çakıl taşı tanıdım,
Akarsuların ve derelerin aşındıramadığı.
Zamana karşı direnerek ve sabrederek
Sivri kenarlarını kaybetmeyen.
Gösterişten uzak,
Bir o kadar sade ve alımlı.
O kadar küçük, o kadar ağırdı ki,
Yüreğimin en derin çukuruna oturdu.
Ne fırtınalar görmüştü kim bilir,
Ne yalnız geceler ağlamıştı sessizce.
Tutmasını öğrendim yavaş yavaş,
Parmaklarım onun sertliğinde yumuşadı.
Önce kanattı, sonra iyileştirdi yaralarımı,
İkimizde kırılgan, ikimizde çaresiz.
Bir haziran rüzgârı esti sertçe,
Avucum boş kaldı birden
O küçük çakıl taşı gitti,
Denize doğru yuvarlandı,
Gözlerimin önünde kayboldu mavilikte.
Şimdi kıyıda bekliyorum her akşam,
Dalgalar ayaklarımı öperken.
Belki bir gün döner dersin,
Belki bir daha hiç göremem...