Kadının temel ayrımında saç Kadının kendisidir. Şiirsel açıdan, bütün bir maddedir ve denize ait ya da bitkiyle ilgili büyük yaşamsal çevreye, okyanus ya da ormana yakındır; erkeğin, içine daldığı mükemmel fetiş nesnesidir (Baudelaire).
Sayfa 101 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
100 yil önce böyleyse...
"İletişimin kolaylaşmasi, seyahatlerin sıklığı, dağlara çıkma ya da denize gitme alışkanlığı düşüncelerimizi dağıtan şeyler. Okumaya vakit bile olmuyor."
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
ey canımın güftesi eylülün ikinci haftasıydı o sıra bana gülümseyerek getirdiğin bir bardak suydu o sıra hatırla denize hiç bakmadık çünkü kıyısındaydık ..... ey canımın güftesi denize hiç bakmadık hatırla
Sayfa 390 - kıyıdaki elma'ya bir ses·Kitabı okuyor
Nice nice efsaneler vardır ki, kaynaklarının Ana­dolu'da bulunduğunu kimse bilmez. Bu masallara sahne olan yerler efsane kitaplarında bütün renk ve çizgi özellikleri ile anlatılmıştır, masalı okurken onları gözümüzle görür gibi oluruz. Ama hayal gö­züyle gördüğümüz bu manzaraları gerçek dünya­mızda aramaya pek koyulmayız. Oysa, masal, için­de doğduğu dekora ne kadar bağlı ise, dekor da kaynak olduğu masalın anılması, anlatılması ile canlanır ve asıl kişiliğini ondan alır. Salmakis efsanesi için de bu böyledir. İlkçağdan bu yana birçok sanatçının şiirine, resmine, heykeli­ne konu olan bu masalı bugünkü çerçevesine yer­leştirdiniz mi, masal gerçeğin verdiği anlamla de­rinlik kazanır, masala sahne olan yer de zamanın akışı içinde sanki duralar, ölümsüzleşir. Bodrum'un hemen yanında, deniz kıyısında, bir zamanlar «Salmakis» denilen, bugün «Bardakçı» diye anılan bir tatlı su kaynağı vardır. İçecekleri suyun az kireçli olmasına önem veren Bodrumlular sula­rını ya denizden kayıkla, ya karadan eşekle bu Bardakçı kaynağından getirirler. Su, kıyının iki adım ötesindeki bir kayadan denize akar. Bardakçı iki üçyüz metre genişliğinde bir kumsaldır, karadan yana kayalı, uçurumlu bir dağ amfitiyatrosuyla çev­rilidir. Bardakçı'da gökten düşme bir cennet parçası gibi küçücük, berrak bir göl varmış. Mersin ve yaba­ni sakız ağaçları bu göle yeşil bir çelenk olurlarmış. Bu güzel gölde Salmakis adlı bir su perisi yaşarmış. Salmakis, tanrıça Artemis'in buyruğunda bir dağ ve­ ya orman perisi olmadığından, avcılık etmez, yani zavallı hayvancıkları öldürmezdi; onun için de elin­de ok ve yay taşımazdı. İşi gücü gölün yemyeşil su­larında çırpınıp yıkanmak, çırılçıplak cümbüş et­mekti. Uzun saçlarını göl kıyısında biten mersin ağacından yaptığı taraklarla tarardı. Saçlarını tarar­ken küçücük
Sayfa 115·Kitabı okuyor
Kur'an-ı Kerim Satır Arası Kelime Meali Çalışmasının Önemi
Sevgili okuyucular, Kur'an-ı Kerim'e bu seviyede bir çalışma, küçük bir kayıkla denize açılmaya benzer. Bu kişi kayıkla da olsa denizden bir şeyler istifade edecektir. Ancak vasıtası küçük ve imkanı az olduğu için kendini deniz gibi bir riske de atmıştır. Onun için bu kimsenin kıyıdan uzaklaşmaması lazımdır. İşte tıpkı bunun gibi böyle bir meal okuyarak istifade etmeğe çalışan da imkanının kıt olduğunu bilerek bundan derin manalar ve hükümler çıkarmağa çalışmamalıdır. İşin henüz ilk adımında olduğunun şuurunda olmalıdır. Eğer Kur'an denizinin derinliklerine açılmak istese, hedefine göre zamanla vasıtasını güçlendirmeli ve kendini ona göre hazırlamalıdır; yani altyapısını daha sağlamlaştırmalı ve imkanını genişletmelidir. Fakat bu ilk çalışmasını da küçümsememelidir. Çünkü hemen hemen bu tabii ve normal yoldur. Bu dalda en sağlam başvuru eserini veren İmam Rağıb el - İsfahani, el Müfradat fi Garibi'l-Kur'an kitabının önsözünde şöyle demektedir: Allah Teala nasıl peygamberliği bizim Peygamberimizle sona erdirmiş; bütün şeraitleri onun şeriati ile bir bakıma nesh etmiş ve bir bakıma tamamlamışsa, kitabı da bütün kitapları içine almıştır. Bir mucizesi olarak hacmi küçük olan bu kitabın içine birçok manalar sığdırmıştır. Öyle ki insan aklı bunu kavramaktan, dünyevi imkanlar bunu teminden aciz kalmıştır. Onun nurlarını ancak sağlam gözler görür ve onun güzel meyvelerini ancak temiz eller toplar ve şifasına ancak arı nefisler nail olur. Nasıl içinde köpek ve suret bulunan eve melekler girmezse, içinde kibir ve hırs olan kalbe de Kur'an'ın o açıklayıcı manaları girmez. **Kur'an ilimlerinden ilk uğraşılması lazım gelen şey, lafızların, yani tek tek kelimelerin manalarını bilmektir. Bu bakımdan bu manalar; bina yapmak isteyen bir kimsenin ilk önce kerpiç ve tuğla temin
Kitap Alıntısı
Bir varmış, bir yokmuş, Çanakkale Boğazı'nın en dar olduğu yerde biri Sestos, öbürü Abydos diye iki şehir varmış. Abydos, Anadolu topraklarında, Sestos da karşıda Trakya kıyısındaymış. Boğaz'ın en dar geçici, Naraburnu yıllar yılı kahramanlık destan­larına sahne olmuştur gerçi, ama insanlığın kara günlerini dile getiren bu olaylar, dalgalarının bir aşk faciasına da sebep olduğunu unutturmuştur bize. Abydos'ta bir kral oğlu yaşarmış, adı Leandros, Sestos'ta aşk tanrıçası Aphrodite'nin bir rahibesi var­mış, adı Hero. Her o ile Leandros gönül vermişler bir­birlerine. Neden vermişler, nasıl vermişler? Masal açıklamıyor bunları. Sevgililer birbirlerini niçin sev­diklerini, sevgi kıvılcımının yüreklerinde ne zaman çaktığını bilirler mi? Biz diyelim ki, bir bahar günü Sestos'ta bayram yapılmış, Aphrodite'nin çok genç ölen sevgilisi Adonis'in şerefine bir bayrammış bu. Adonis, yahut Tamımız (Temmuz ayının adı oradan gelir) ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe, canlı bir çocukmuş. Aphrodite onu görür görmez, gü­zelliğine vurulmuş, çocuğu yeraltı tanrıçası Per­sephone'ye vermiş, büyütsün diye. Ne var ki, karan­lık ülkenin tanrıçası da çocuğa tutulmuş. Aphrodi­te'ye geri vermek istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının arasını bulmak için Adonis yılın üçte biri­ni yeryüzünde Aphrodite ile, üçte birini yeraltmda Persephone ile, geri kalanını da kendi nerede dilerse orada geçirecek diye kesip atmış. Ama Adonis yı­lın sekiz ayını Aphrodite'nin yanında geçiriyor, yal­nız dört ay iniyormuş karanlık ülkeye. Persephone kıskandığından bir yaban domuzu salmış ormanlara, hayvan Adonis'i avlanırken yaralamış, öldürmüş. Can çekişen sevgilisinin yanına koşarken Aphrodite'nin ayağına bir gül dikeni batmış. O güne kadar beyaz olan gül tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış. Tan­rıça
Sayfa 63·Kitabı okuyor