"Ben böyle seviyorum işte: Zarafetini gaddarlığını, inceliğini kabalığını, olduğunun şairi, olmadığın erkeği seviyorum. Bir zamanlar çocuk olduğun ve bir gün ceset olacağın için seviyorum. Hem gövdeni, hem aklını seviyorum. Yalnızca boynunun düzgün çizgilerini değil, koltuk altının terini de seviyorum. Kanımı tutuşturan gücünü de, çocuk gibi elinden tutma isteği uyandıran güçsüzlüğünü de seviyorum."
Ben küfür ile imandan, ikrar ile inkardan, tasdik ile kuşkudan meydana gelmiş bir şey olmuştum. Kalben inkar ettiğimi aklen tasdik eder, aklen reddettiğimİ kalben kabul ederdim. Velhasıl kuşku denilen ejderha vücudumu sarmıştı. Bir fikri ne kadar sağlam temellere oturtsam, kuşku ejderhası bir sarsışta yıkıyordu. Bari kesin inkarla hiç olmazsa rahat bir noktada kalabilir miydim? Ne gezer! İnkar başka şey, kuşku yine başka. Kuşku ejderhası her kesin fikrin düşmanıydı. İster ikrar olsun, ister inkar olsun, geçerli ve müspet bir şey kabul etmiyordu.