İçerisinde bulunan sekiz öyküden oluşan tek kitabıyla şahsi kanaatime göre Türk edebiyatında Oğuz Atay öykücülüğü olarak yeni bir öykü tarzı oluşturdu. İletişimsizlik, yabancılaşma gibi konular daha önce birçok öykü kitabında işlenmiş olsa da Oğuz Atay bu temalara çok dürüst bir kendiyle hesaplaşma tavrı ekleyip teknik olarak da ironiyi kullanmasıyla farklılığını belirginleştiriyor. Kitapta sırasıyla şu hikayeler yer alıyor; Beyaz Mantolu Adam, Unutulan, Korkuyu Beklerken, Bir Mektup, Ne Evet Ne Hayır, Tahta At, Babama Mektup, Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya. Bu hikayeleri biz de tek tek ele almaya çalışalım. Özetlemekten çok mesajını anlamak üzerine inceleme yapmayı daha uygun buluyorum.
Kitabın ilk hikayesi olan Beyaz Mantolu Adam 1972 de Yeni Dergi'de yayınlanıyor. İlk yayınlandığında eserin adı Mantolu Adam olarak karşımıza çıkıyor. Kitaplaşma sürecinde ismine ekleme yapılarak son halini alıyor. Bana kalırsa Beyaz Mantolu Atay demekten dilimi alıkoyamıyorum. Yalnızlaşmış bir adamın suskusunu anlatırken bu adamdan ziyade toplumu baş role koyarak kalabalığa karşı yaptığı eleştiriyi görüyoruz. Belki de Oğuz Atay'ın eserlerinin okuyucuyu çok fazla etkilemesinin nedeni bu öyküdeki adam gibi görülme ve iz bırakma çabası. Çünkü her okuyucu, her insan iz bırakmayı ve fark edilmeyi derinlerde bir yerlerde bile olsa arzular. Atay'ın ayrılık temasını bu öyküde de rahat bir şekilde görüyoruz. Toplumu, kalabalığı siyah olarak aktarırken yazın ortasında beyaz bir kadın mantosu alan adam diğerlerinden ayrılmayı açık bir şekilde temsil ediyor. Konuşanlara karşı seçilmiş susma tepkisinin doğurduğu iletişimsizlik yine bizi ayrılık temasına götürüyor. Anlaşılamamanın hatta öykünün sonlarında kendine yakın olan biri tarafından bile anlaşılamaması belki de çoğu eserinde olduğu gibi