Hayvan kalıtımımıza ilişkin gittikçe olumlu bir hal oalan bu düşünceler, cinayet romanı türüne damgasını vurmuştur. Modernistler kanda kaynayan ilkel, cinai bir dürtüden bahsetmiş olsa da, bu dürtüyü hayvan-atalardan kalma özel bir biyolojik taşıyıcı saymaktan ziyade, karanlık bir dürtü ya da kanlı bir geçiş metaforu olarak kullanmıştır. Okuduğum modernist romanların hiçbirinde cinayeti hayvan soyunun doğrudan etkisi olarak açıklama yönünde ciddi bir çabaya rastlamadım.
Yetişkin hayvanların, yeni doğan yavruyu öldürme ve yamyamlık gibi bazı istisnalar dışında kendi türünden olanları öldürmediği düşünülürse, Viktorya dönemi insanının yabani öldürme içgüdüsünden bu denli tedirgin olması hayli ironiktir.
Sanat yapıtı toplumu "yansıtır" ve toplumsalı reddettiği ve bireysel öznelliğin, kendisini ezmekle tehdit eden tarihsel güçlerden son sığınağını temsil ettiği ölçüde tarihseldir.
Performanslarının tamamen sıkı çalışmalarına bağlı olduğuna inanan çocuklar ise tersine üçüncü görevde yalnızca daha fazla uğraş vermediler aynı zamanda daha fazla eğlendiler. Bundan dolayı çocuklarınıza çalışkan olduklarını söylemek, sadece zeki olduklarını söylemekten daha iyidir.
Ayrıca bizi güldüren çok sayıda kişisel batıl davranış da vardır. Onları dizginleme yeteneğimizin altını oyan bir tutku haline gelebilirler. Bunun nedeni beynimizde iki mekanizma işliyor olmasıdır. İlkin, beyinlerimiz dünyada desenler arayıp bulmak ve şeylerin neden gerçekleştiğine dair açıklamalar üretmeyi denemek üzere evrimleşmiştir. İkinci olarak, sonuçların önemli olduğu durumlarda belirsizlikten bunalır ve bir şeyler yapma ihtiyacı duyarız, işte bu yüzden olayları kontrol ettiğimiz yanılsamasına kapılırız.