Kahramanın istediği ne sıcak bir yuva, ne insanlar tarafından kabul edilmekti. Onun istediği hiçlikten çıkıp var olabilmekti. Çünkü bir kokusu olmadan var olunamayacağını düşünüyordu. Her şeyin bir kokusu olmalıydı. Var olanlar, bir kokuya sahip olanlardı. Nitekim kendine yapay bir koku icat ettiğinde de tatmin olamadı. Çünkü etraftakileri kandırmak kolaydı ama kendi kendini kandıramazdı. Kendi olamadığı, yaşadığını hissedemediği (hiçbir zaman da hissedemeyecekti) için ölümü seçti.
Not: Kokular dünyasının dünyayı anlamlandırmada bu kadar önemli ve etkili olduğunu görmek hem şaşırttı hem rahatlattı zira bu konuda en güçlü aracının dil olduğunu düşünülür genellikle. Ama kelimelerin birçok şey için kifayetsiz kaldığını bir kere daha gördüm bu kitapta.
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201927,3bin okunma
Sürekli başkasına öykünmek, hep başkası gibi olmaya çalışmak, evrende bize ayrılan yeri başkasına peşkeş çekmektir. Bundan daha zavallıca bir var oluş, hayır var olmayış düşünülebilir mi?
Yeterince bilinçli, yeterince özgür ruhlu olmamak da bizi başkalarına öykünmeye zorluyor çünkü başkasına öykünen kendini unutandır, başkasının çekimine kapılarak kendinden uzaklaşandır; başkasının sultasına giren, ona tutsak olandır. Bilinçli ve özgür olansa kimliğini koruyandır, kendisi olmakta ayak direyendir.
Çağın yeni bir düşünce akımını ya da yabancıdan gelen yeni bir nesneyi adlandırırken kendi dilimizden bir karşılık bulacağımız yerde, yabancının hazır sözünü kullanırsak dilimiz nasıl gelişir? Dilimiz gelişmeyince biz nasıl gelişiriz? Dilimizi işlemek, kendimizi işlemektir.