Buddha der ki: "Arzunun doğasına bak. Arzunun hareketini izle; incelikle hareket eder. Ve sen iki şey görebilirsin: bir, arzunun doğası gereği tatmin edilemez olduğu. Ve ikincisi, arzunun tatmin edilemez olduğunu anladığın an arzunun kaybolduğunu ve senin arzusuz kaldığını. Bu; huzur, sessizlik, dinginlik evresidir. Bu, tatmin evresidir! İnsanlar asla arzuyla tatmine ulaşmazlar; tatmine ancak arzuyu aşarak ulaşırlar."
"Benim de sana anlatmaya çalıştığım şey bu," diye yanıtladı. "Hayat da bir müzik enstrümanı gibidir: Çok sıkarsan müzik olmaz, çok gevşek bırakırsan da müzik olmaz. Hayatın telleri tam ortada olmalıdır; ne çok gevşek ne de çok sıkı. Ancak o zaman müzik vardır. Ve yalnız bir usta onları nasıl ortada tutacağını bilebilir. Bir ekstremden bir diğer ekstreme, lüksten sefalete, zevklerden işkenceye geçme. Tam ortada olmaya çalış."
Burası, sadece burası, şimdi, sadece şimdi. Kuş üzümü yaprakları altında uzanıyor ve ne zaman rüzgar esse lekeleniyoruz. Ellerim yılan derisi gibi. Dizlerim, suda süzülen pembe adalar. Senin yüzün de altına ağ gerilmiş bir elma ağacı gibi.
"Filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım, deriz. - Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca işiniz değil, en parlak, en şerefli işinizdir. - Bana büyük işler çevirmek imkânını verselerdi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim, deriz. Önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi? Bildiniz ise bütün işlerin en büyüğünü görmüş demeksiniz. Kendini göstermek ve iş görmek için büyük fırsatlara ihtiyaç yoktur; hangi mevkide olursa olsun, perde arkasında da, perde önünde de insan kendini gösterir."