Erdemli olabilmek için diye anlatır, Menon Sokrates’e, insan çok zengin olmalı. Menon’a göre yoksulluk bir kader değildir, bir kazadan ya da talihsizlikten kaynaklanamaz. Yoksulluk mutlaka kişinin kendi başarısızlığının bir sonucudur.
Geçmodern zamanın insanı yalnızlaştırması, zayıf taraflarını yakınındakine göstermenin sahneye konan oyunun sahteliğini ortaya çıkaracağından duyulan korku, bağlanmanın zaten yok olmaya yüz tutmuş benlik sınırlarını daha da zayıflatması, parayla satın alınabilen -sanal- ilişkilere duyulan gereksinimi artırmaktadır.
Fromm, cansıkıntısı ve bununla bağlantılı depresyonu yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir fenomen olarak da değerlendirir. “İçinde yaşadığımız çağda,” der Fromm “insanlar yaşanan, başlarına gelen hiçbir şeye etkide bulunamayacaklarına, hiçbir şeyi değiştiremeyeceklerine, her şeyin bugün nasılsa öyle yaşanmaya devam edeceğine dair sarsılmaz bir inanç içindedir.” Bu öğrenilmiş çaresizlik içindeki insan için artık hiçbir şey önemli değildir. Ne gelenek ne etik ne değer yargıları ne de gelecek. Hiçbir şey. İnsan kendini dış güçlerin kurbanı olarak görür ve kendini cansıkıntısının kucağına bırakır. Parası olan şehvete, olmayan şiddete koşar.