Acaba bunlar olduktan sonra da hala kendisine sanatçı diyebilir miydi, yoksa tüm hayatı boyunca taşları yan yana dizen bir amele gibi renkleri güçlükle bir araya getiren iyi bir zanaatkar mıydı sadece?
Her şeyi o evlerde yaşamıştı; küstah çocukların incitmelerine, evin kadınının ay sonunda birkaç banknot çıkarıp uzatırken daha incitici olan merhametine, elinde kaba bir tahta bavulla yeni bir eve gelirken -ki yoksulluğunun en açık işaretleri olarak sahip olduğu tek elbisesini, morarmış yamalı çamaşırlarını bu ödünç aldığı tahta parçasının içine doldurmak zorunda kalırdı- gözleri yükseklerdeki acımasız hizmetçilerin alaylı bakışlarına o evlerde hedef olmuştu.