Din bir hayata ihtiyaç duyar, hayat da bir anlama. Hayat dine yaşama sahası ve pratiği verirken din de hayata, çokça muhtaç olduğu o büyük anlamı hediye eder. Onları birbirinden ayırmak ikisine de zulmetmek olur. Onların arasına duvarlar örmek dini bir yüke dönüştürürken hayatı da anlamsızlığın karanlığına mahkûm eder. 
Karanlık sularda bir teknenin içinde ilerleyen balıkçının başına gelenler benim başıma da geldi. Bir ışık gördüğünde karanın orada olduğundan emin olur denizci, ben de emindim. Ama karanlığın her noktasından ayrı bir ışık gelirse balıkçı ne tarafa gideceğini şaşırır değil mi? Rastgele birini seçerse bilmediği bir kıyıya varır. Bu ışıklar çoğu zaman gaspçıların ışıklarıdır. Eğer teknede bir denizci değilde bir âşık varsa ve adaya hapsedilmiş bir genç kıza ulaşmaya çalışıyorsa bu ışıklar bu kez de kızın babasının hilesidir. Sonuçta karanlığın ve denizin ortasında parlayan her ışığın bir kıyıyı olduğu kadar bir hileyi de içinde barındırdığı kesindir. Bu ışıklı çağ da bana her yerden bir lamba sallıyor. Kalbimin ışığı, yönümü bulmama yeter mi?