Öyle sanıyorum ki bu başarı kendiliğinden hâsıl olmamalıydı. Ben çırpınmalıydım; ben didinmeliydim. Ben ayrılıklar çekmeliydim. Aşk perisinin okları kalbimi delik deşik etmeliydi. Bendeki cazibeye kapılma, Gönül’ün anlamamazlıktan gelmesiyle titremeliydi. Ben yalvarmalıydım; Gönül eğlenmeliydi. Ben ağlamalıydım, Gönül gülmeliydi.
Gönül bir kale olmalıydı. Ben onu bütün cesaretimle, bütün irfanımla kuşatmalıydım. O zaman ruhum memnun, gönlüm rahat olurdu.
Yoldaşlarımın bu teveccühüne ve Gönül’ün bu muhabbetine karşı minnettar olmak lazım gelecek. Minnettarım. Fakat kalbimde bir boşluk var; aç oturduğum sofradan tok kalktım; fakat yemeğin başında iştihamı çekmiş olan sevdiğim tatlılara el sürmeden baş yemeklerle karnımı doyurmuş gibiyim. Öyle sanıyorum ki bu başarı kendiliğinden hâsıl olmamalıydı. Ben çırpınmalıydım; ben didinmeliydim. Ben ayrılıklar çekmeliydim. Aşk perisinin okları kalbimi delik deşik etmeliydi. Bendeki cazibeye kapılma, Gönül’ün anlamamazlıktan gelmesiyle titremeliydi. Ben yalvarmalıydım; Gönül eğlenmeliydi. Ben ağlamalıydım, Gönül gülmeliydi. 
Gönül bir kale olmalıydı. Ben onu bütün cesaretimle, bütün irfanımla kuşatmalıydım. O zaman ruhum memnun, gönlüm rahat olurdu. Fakat bunları, bu delice hisleri kime açabilirdim...
Hac yollarında meş‘ale-i kârbân gibi
Erbâb-ı aşk içinde fürûzansın ey gönül
(Ey gönül! Hac yollarındaki kervan meşalesi gibi âşıklar arasında görünmektesin.)
Bilirsiniz ki, cihan milletleri içinde en çok eziyet ve mahrumluk çeken Turan kavimleridir. Bu ardı arkası kesilmemiş azabın izleri, acıları hâlâ kanlarında kalan Macar, Türk ve Tatarların birbirlerinin durumlarına kayıtsız kalmaları ve birbirlerine karşı fedakârlıkta bulunmamaları mümkün değildir. Milletimizin rumuzu ve başarımızın sırrı şu iki üç kelimede saklıdır: “Ezâ çekmek ve fedakâr olmak!” İsterseniz bu remzi ve bu sırrı siz “tahammül ve gayret sevgisi” hasletleriyle belirtiniz ve değerlendiriniz. Milletin bu feyzini bugünkü evlatları da yaşatmaktadır.