Bir emekçi, gününün bir bölümünde köledir. İşe hangi saatte geleceğinize, hangi saatte paydos edeceğinize ve bu arada ne yapacağınıza patron karar verir. Ne kadar
emek harcamak ve bunu hangi tartımla uygulamak gerektiğini size o söyler. En alçaltıcı aşırı davranışlara varıncaya kadar gücünü kullanma hakkına sahiptir. Eğer
paşa gönlü isterse her şeyi kurallara bağlayabilir: hangi sıklıkla helaya gidebilirsiniz, nasıl giyinmelisiniz vb.
Çok değişken birkaç yasal korkuluk dışında, herhangi bir mazeretle ya da en ufak bir neden göstermeksizin sizi işten atabilir. Şef bozuntularına ve ispiyoncularına sizi bir casus gibi izletir ve çalıştırdığı herkes için bir
dosya tutar. Lafı gediğine oturtan hazırcevaplık, şirkette itaatsizliğin affedilmez bir biçimidir ya da isterseniz âlâsından mesleki bir hata. Bu, sadece işten kovulmanıza değil, üstelik kıdem ve ihbar tazminatlarınızdan mahrum edilmenize de mal olur. Sanki bu emekçi yalnızca çekilmez, berbat haytanın tekiymiş gibi!
Bir işletmede ya da bir dairede uygulanan disiplin bir hapishanedekiyle ya da bir manastırdakiyle aynıdır. Foucault ve diğer tarihçilerin gösterdiği gibi, işletmeler ve hapishaneler yaklaşık olarak aynı dönemde ortaya çıkmışlardır. Ve bu sürecin öncüleri, denetim teknikleri konusunda bilinçli olarak birbirlerini taklit etmişlerdir.
Hiç kimse asla çalışmamalı!
Bugünkü dünyada çalışma, sefaletin ya da hemen hemen bütün sefaletlerin kaynağıdır. Sayılabilecek tüm kötülükler, çalışmaktan veya daha iyisi işe adanmış bir dünyada yaşananlardan kaynaklanıyor. Artık acı çekmek istemiyorsak, çalışmaktan vazgeçmemiz gerekir.