9/10
·75 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 18:27
İbrahim Ethem'in dervişlik yolundaki hikayesini Necip Fazıl'ın edebî uslûbuyla tiyatro eserinden okuyoruz. Hikâye bilindik olsa da yazarının Necip Fazıl olması hasebiyle zevkle okunan bir edebiyat şölenine dönüşüyor.
İbrahim EthemNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20211,229 okunma
TÜRK'ÜN ULU HAFIZASI KORKUT ATA
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Türk'ün tarihi, dünyadaki herhangi bir milletin tarihine kıyasla iz sürülmesi oldukça meşakkatli bir süreç ihtiva eder. Tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar olan süreç, pek tabii, tamamen yazılı ve kayıt altında değildir. Bu durum karşısında edebiyatçılar ve tarihçiler, mevcut kaynakları genel bir tablo çıkarmak için didik didik etmek zorundadırlar. Bu kaynaklardan en değerlileri arasında Dede Korkut Hikâyeleri büyük bir yer kaplar. Dede Korkut veyahut Korkut Ata; Türklerin Bayat boyuna mensup, 7. yüzyılda yaşadığına inanılan bir er kişidir. Türklerin ulularından; sözüne ve emrine hürmet ile riayet edilen birisidir. Günümüze 14 hikâyesi ulaşmıştır. Bu hikâyelerden Türk toplumunun yaşam tarzını, örf, âdet ve ananelerini öğreniyoruz. Bu bilgiler ışığında Türklerin İslamiyet'i kabul süreçlerinde kendi töre ve âdetlerini, yeni benimsedikleri İslamiyet ile bir potada eritişlerine ve Türk-İslam sentezinin içerisinde muhafaza edilen Orta Asya - Türkistan kültürüne şahitlik ediyoruz. Değişik varyantlarıyla 14. yüzyıla kadar uzanan hikâyelerinde Korkut Ata, hikâyelerdeki deyimiyle "soy soylayan, boy boylayan" olarak olayları bize aktarır. O, yalnızca bir anlatıcı değil; soy ağacı söyleyen, hüküm veren ve toplumsal düzeni inşa eden bilge bir töre koyucudur. Millet hafızası olarak konumlanan Dedem Korkut; Türk tarihinin ve edebiyatının izinin sürüldüğü, Türk dilinin canlı bir şahididir. İşte bu konumuyla Dede Korkut, Türklerin sözlü ve yazılı kültürü arasında kurulan bağın en nadide örneğidir. Dede Korkut'un üstlendiği misyon, Türklerin İslamiyet öncesi inanışları ile Tanrı bağının radikal bir kopuşla terk edilmediğini gösterir. Aksine bu köklü miras, İslamiyet'in potasında eriyerek tasavvufi unsurlar hâlinde varlığını sürdürmüştür. Dede Korkut Hikâyeleri; Orta Asya'dan
Edebiyat
Dede Korkut HikayeleriAnonim · Yeditepe Yayınevi · 201813,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·222 syf.··
2026 13. kitabı
"Dervişler, olaylardan çok olayların ardındaki gerçeğe ve esrara eğilirler. Yani faturayı başkalarına kesip tatmin olmayı tercih etmezler başkalarını suçlamazlar. 1925'ten önce dervişlik tasavvuf hayatının içinde olan erbabın bir kısmı kalemi bıraktı, sohbetle yetindi. Bir kısmı sohbeti terk etti, yazıp çizmeyi görev bildi. Bir kısmı da hiçbir alanla ilgilenmedi. 1930'lu 40'lı yıllarda yıllarla birlikte matbuat aleminde yeni bir nesil göründü bu asrın başında yetişen Gönül adamlarından feyz alan ve tasavvufi kültürün içinde yetişen insanlar: Mesela Abdülhakim Arvasi'nin yanında Necip Fazıl. Abdülaziz Bekkine'nin yanında Nurettin Topçu, Ahmet Remzi Akyürek ile Sadettin Evrin. Kenan rifai ile Semiha Ayverdi. Bu insanlar Şeyh olmamalarına rağmen eserlerinin temel örgüsü tasavvufi neşve ile örülmüştü. Bu şahsiyetler; hikaye, roman, deneme, şiir, hatırat, fikriyat türü eserler de kaleme alsalar aşk merkezli bir hayatı anlatıyorlardı. Tasavvuf merkezli bir tefekkürü topluma sunuyorlardı, ahlak merkezli bir dünyanın hasretini çekiyorlardı. İnsanın bâtıni şifresine hitap ediyorlardı. Başka bir ifade ile dergahlarda anlatılan tasavvufi kültürü Yeni bir tarz ve usulle insanları arz ediyorlardı. Bu alanın en velut yani doğurgan, üretken abide şahsiyetlerinden biri de Samiha Ayverdi idi. Ilk baskısı 80 sene önce yapılan Yaşayan Ölü eseri Leyla'dan Seniye ye Seniye'den Leyla'ya yazılan mektuplarla, insanların ruh fotoğrafları çekilmektedir. Aristokrat bir ailede büyüyen Kibirli ve şımarık bir öğretmenin Leyla'nın hayatı etrafında şekillenen roman ismini tasavvufi eğitim için kullanılan ve insanın tekamülünü anlatan ölmeden önce ölmek hikmetinden almaktadır. Tasavvuf klasiklerinde açıklanan terimler bu eserde bir roman üslubu ile insana aktarılmıştır." Mustafa Kara Hocanın
Yaşayan ÖlüSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2009625 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 21:38
Kitap,sadece kronolojik bir hayat hikayesi anlatmıyor; bizi Moğol istilasının yaşandığı,herkesin yönünü kaybettiği o sancılı ve yangın yeri gibi olan 1200'lü yılların Anadolusuna götürüyor.Her kafadan bir sesin çıktığı, insanların yarınından emin olamadığı zor bir dönem... Moğol baskısı ve ekonomik sıkıntılarla birlikte patlak veren Babai İsyanı Anadolu’nun sosyal ve manevi yapısını derinden sarsan büyük bir dönüm noktası olmuş. Anadolu’yu sarsan bu meşhur isyanı ve yarattığı o kargaşayı ilk kez bu kitapta öğrenmiş oldum. İşte tam bu yangın yerinin ortasında, Ahmet Yesevî ocağında pişen Suluca Karahöyük’e ,Horasan’dan gelip gönülleri sevgiyle, ilimle ve sabırla mayalamaya çalışan bir Hacı Bektaş Veli var. Kitaptaki asıl olay da tüm bu kargaşanın ortasında onun o sarsılmaz duruşu ve karakteri zaten. Kendisi koskoca bir manevi yük taşıyor ama dünyalar güzeli bir tevazusu var. Mesela dervişlik sohbetlerinde Kur'an karşısında "Ben" demeyi kibir sayıp ısrarla "Biz" demeyi öğütlemesi, rızkı ya da müridliği sadece bir kazanç kapısı gören köylülere karşı o sakin ama tok duruşu insana kendi hayatını sorgulatıyor. Bugün her yerde "ben" çığlıkları atılırken, o dönemin ortasındaki bu "biz" duruşunu örnek almamız gerek. Onun dünyasında sabretmek de öyle bir köşeye çekilip çaresizce beklemek değil; her şeye rağmen doğru kalabilmek, o zorlu ortama rağmen kötülüğe karşı sevgiyle ve ahlakla direnebiliyorken sabırlı olmaktı. Seksen küsur yıllık koca bir ömrün son sayfalarına gelip Kadıncık Ana’nın o sessiz gözyaşlarını okuduğumda içime acayip bir huzur oturdu. Zengin, fakir, yoksul demeden herkese dokunup, herkesi o güzel ahlakla mayalayıp gitmiş bir hayat... Uzun lafın kısası; o derviş sükunetini biraz olsun solumak ve bugünün dünyasında bize rehber olacak o asil karakteri yakından
1000Kitap
Hacı BektaşEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 2012187 okunma
Kitabı okuduktan sonra buraya bakmalı...
Puan vermedi·272 syf.··
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 01:34
Yazmadan edemedim... Bendeki etkisini paylaşmam gerektiğini düşündüm. Üzerine çok farklı yorumlar gördüm, hemfikir olduklarım da elbette var ve bazı noktalarda direkt aynı şekilde düşündüklerim... Geleyim kitaba... Kitap, yazara şans verme gayretimde bana sadece kapı araladı ama anahtarı da kapının ardında kaldı. Kapı kapansa bir daha aralamaya ne kadar gayret ederim, bilemiyorum. Olumsuz eleştiri yapsam... Elim, dilim, gönlüm çok varmıyor ve kalbim buruluyor ama güzel birkaç şeyden fazlası da gönlüme düşmüyor açıkçası. Beni bu kadar arafta bırakan nadir kitaplardan biri oldu. Çok büyük beklentilerle ve esrarlı bir şeyler okuyacağım düşüncesiyle okuma listeme almıştım. Aslında fena da başlamamıştı ama beklentim peyderpey hüsrana dönüştü. Öncelikle kitabın adı, anlatılanlarla benim için yeterince en azından kitaba ad olacak kadar bir bağ oluşturmadı. Kitap adı benim için çocuğa isim koymak gibi önemlidir. Burada o bağı kuramadım. En rahatsız olduğum şeyse bana dervişlik ve şeyhlik kavramlarının heybetinin hafifletildiğini hissettirdi. Yakın zamanda sezon sezon Vefa Sultan seyretmiş birisi olarak (usulü elbette dizilerden öğrenmeyiz sadece burada kitap ve dizide bu meselenin ele alınış biçimlerindeki farklılıklardan bahsediyorum) burada ister istemez o hürmeti, hikmeti ve dirayeti ilk (başkarakterin babası) şeyh dışında kimsede göremedim. Şehyliği rüyalarca malum olmuş ve halka halka zikir meclisi olan bir dergâhın (ikinci) şeyhi, dergâha arkadaşını ziyarete gelen kızın elini sıkamaz efendim. O dergâhın içinde çay ile beraber sigara içilemez efendim. Sigara, hoş karşılanan bir şey değildir. Nefsini kendi eliyle öldüren insanların böyle sufî meclislerde sigara içmeleri, o satırlar arasında gözlerim sıçrarken içimi acıttı açıkçası. Başkarakterin babasının her anında ve
Edebiyat
Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan · Doğan Kitap · 20248,6bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 14. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 00:56
Selamunaleyküm sevgili dostlar. Bu kitap incelemesini kaçınız dikkate alıp okuyacak bilmiyorum ama yine de bir kişi de olsa okuyacağına yahut göreceğine dair umutlarım var. Her insanın hayatında sevdiği, saydığı muhterem şahsiyetler vardır. Hele bu şahsiyetler köklere bağlı, modern zamanın medeniyet şemsiyesini her insana tutmaya çalışan şahsiyetler mutlaka vardır. Olmasa bile insan kendini bir sorgulamalıdır. İşte kendisine "fakir" diye hitap eden merhum Ömer Tuğrul İnançer de insanın hayatında yoldaş edinebileceği, medeniyet şemsiyesini beraber taşıyabileceği muhterem şahsiyetlerden biridir. Biraz kızar -ki bence gayet normal, hele bu zamanda kulak veren biz müslümanlara nimet bence- ama kızgınlığı öyle canı istediğinden değildir. O, seni düşündüğünden sana kızıyordur aslında. Yanlışının yanlış olduğunu söyleyen birinin olması kötü değil, aksine nimettir. Müslüman'ın düştüğü durumu bir baba samimiyetiyle uyarır mesela. Bunun korkulacak bir durum olduğunu kim söyler? Hiç kişisel gelişim okumadım ama Ömer Tuğrul İnançer'in kitaplarını okuyan, videolarını, konferanslarını dinleyen ve izleyenlerin kişisel gelişim kitaplarına ihtiyacı yoktur; buna emin olabilirsiniz. Ömer Tuğrul İnançer bu eserde tasavvuf çizgisi üzerinde dervişliğin ince bir müslümanlığa bağlıyor. Bu çizgi ile bizleri günümüz dünyasında düştüğümüz çukurlardan çıkarıp hakikatin yolunu gösteriyor. Ve bunu da "Ez sohbet-i dervişân bûy-ı Muhammed âmed." (Dervişlerin sohbetinden Muhammed kokusu gelir.) düsturuyla yapıyor, Allah razı olsun. Eserde yer alan sohbetler bir masal değil; hayatın içinde bulunan ve insanı her zaman yeniden doğuran bir terbiye metodudur aslında. Terbiye insan hayatında şart. Günümüzde muhtemeldir ki terbiyenin yaşı da yok. Okuma listenize Ömer Tuğrul İnançer'i de ekleyip bu
Düşünce
Dervişlik İnce MüslümanlıktırÖmer Tuğrul İnançer · Sufi Kitap · 202613 okunma
Reklam
Reklam