Hayattan, kendiliğinden sunduğu şeylerden ötesini beklemeyip içgüdüsel olarak güneş varken güneş, güneş yokken de her nerede olursa olsun, sıcaklık arayan kedileri örnek alana ne mutlu. Ne mutlu hayal gücü uğruna kişiliğinden vazgeçip başka hayatları seyretmekten keyif alana, duyguların kendisini değil, dış dünyada oynanan halini yaşayana. Ve nihayet ne mutlu her şeyden vazgeçene; her şeyden vazgeçtiğine göre hiçbir şeyi elinden alınamayacak, eksitilemeyecek olana.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Okumak, elin rehberliğine güvenerek düşlere dalmaktır. Kötü okursak, gözucuyla okursak, bize kılavuzluk eden elden kurtuluruz. Derin bilginin ardından yüzeyselliğe ulaşmak; iyi okumanın, derin olmanın en iyi yolu budur işte.
Her yeni sonbahar, göreceğimiz son sonbahara biraz daha yakındır, ilkbahar ya da yaz için de bu böyledir; ama sonbahar, doğası gereği her şeyin sonunu hatırlatır, oysa ilkbaharda ya da yazın, gördüklerimiz sayesinde bunu kolayca unuturuz.
Şehrin yüzündeki maske kayıp gittikçe, altındaki çizgiler yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Bir pencere açılınca, çoktan doğmuş olan gün bir daha doğdu. Seslerde hafif bir değişiklik hissedildi; yeni sesler belirdi. Kaldırım taşlarında, gelip geçenlerin kimseye ait olmayan auralarında bile mavimsi bir fark oldu. Güneş sıcaksa bile sıcaklığı henüz nemliydi ve gözle görülmez bir şekilde, çoktan yok olmuş olan sisin süzgecinden geçmişti.