Helena Adler, çocukluğu sevgisizlik ve zorluklarla geçmiş, bu karanlık deneyimleri edebiyatına güçlü biçimde yansıtmış Avusturyalı bir yazardır. İki yıl önce beyninde çıkan kötü huylu bir tümör nedeniyle hayatını kaybetmesi, edebiyat dünyası için erken bir kayıp olmuştur.
Infantin romanında merkezde, baskıcı ve sevgisiz bir aile ortamında büyüyen genç bir kızın iç dünyası vardır. Hikâye klasik bir olay örgüsünden çok, karakterin zihninden geçenler üzerinden ilerler. Aile içindeki sertlik, aşağılanma ve duygusal ihmal, çocuğun gerçeklik algısını parçalar. Masumiyet ile şiddet, çocukluk hayalleri ile acı gerçeklik iç içe geçer. Anlatı zaman zaman halüsinatif ve parçalıdır; okur, anlatıcının zihnindeki kırılmaları doğrudan hisseder. Adler, travmayı süslemeden, çıplak ve şiirsel bir dille aktarır. Roman, bir çocuğun hayatta kalma çabasını ve içsel direnişini anlatan yoğun bir psikolojik metindir.
Benim fikrim: “Infantin” kolay okunan bir kitap değil; ancak cesur, çarpıcı ve sahici. Okuru rahatsız etse de güçlü bir etki bırakıyor. Adler’in karanlığı bu kadar dürüst bir biçimde anlatabilmesi, onu özel kılan en önemli özelliklerden biri.