Hayat, algılardan ve "bilgi bağlantısallıkları"ndan müteşekkildir. Düşüncelerimiz ve tercihlerimiz, kimliğimizi meydana getirir. Yaratıcılık ve düşüncenin gücü, maddeyi, bilinci, biyolojiyi ve DNA'yı değiştirebilir.
Ekrana ve teknolojiye olan bağlılığımın beni rahatsız etmeye başladığı ve bunun üzerine uzun uzun düşündüğüm bir dönemdeyim. Özellikle insan zihninin ve beyninin bu doğrultuda evrimleşmediğini düşünüp bunun benim için bir problem olduğunu anlamamla birlikte bu konunun üzerine eğilmeye başladım. YouTube, Twitter, podcast ve PlayStation’ı aktif olarak kullanan biriyim. Neredeyse zihnimi hiç boş bırakmadığımı, hatta boşluğun beni rahatsız ettiğini fark ettiğimde buna böyle devam etmemem gerektiğini düşündüm. Bunun altında, tüketim kültürünün insana empoze ettiği sürekli bir şeyler tüketmek ve boş kalmamak fikrinin de yattığını düşünüyorum. Çarpı 2 hızında izlediğim ve dinlediğim şeyler zihnimde sadece karmaşa ve kaos yaratıyordu. Hız çağında buna layık davrandığım için kendimle gurur duyuyordum. Bir sabah rüyamda kendimi Twitter algoritmasını kaydırıp haberlere şaşırırken bulunca buna bir sınır koymam gerektiğini düşündüm. Telefonu günlük olarak bırakmaya başladığım dönemlerde, günümü her anlamda daha verimli geçirdiğimi; kendi zihnimi serbest bıraktığımda, onu gerçekten bir şeylerle sürekli meşgul etmediğimde kendi özüme ve iç dünyama daha çok eğildiğimi ve ruhen de kendimi çok daha huzurlu hissettiğimi anladım. İkili ilişkilerimde de eksiklik ve noksanlıkları yakalamamı kolaylaştırıyordu.
Tam bu dönemde Çalınan Dikkat kitabını okudum ve bu türe ilgim arttı. Dopamin Toplumu da insan zihninin bu yönde evrimleşmediğini, bağımlılıkların yalnızca uyuşturucu, sigara ve alkolden ibaret olmadığını; günümüz dünyasının çeşitliliğinin birçok farklı bağımlılık türü oluşturabileceğini anlatıyor. Bir şeye oluşturulan bağımlılığın psikolojik altyapısını anlamak ve günümüz toplumunda bağımlı olduğumuz şeylere karşı bir savunma mekanizması oluşturabilmek için eseri oldukça değerli
Zebra balıklarına uygulanan bir deneyden alınan kök hücre değiştirilerek yedek organlar yapıldı. Çok yakında insanlar yedek organlarıyla yaşayabilecekler. Bu organlar uygun yerlerde muhafaza edilip kişinin ihtiyaç duyması hâlinde sıra beklemeye gerek kalmadan hastaya nakledilebilecek."
Hepsini geçtim bir psikolojik pandemi söz konusu. Yani bütün insanları delirtebilirler. Bir öfke pandemisinden bahsediyorum. Şu an yapılıp yapılmadığını sizin taktirinize bırakıyorum.