Grossman’ın, öncelikli sebep olarak, Ermenice’den Rusça’ya motamot çevrilmiş bir kitabı, edebi bir anlatıma büründürmesi istendiği için Ermenistan’a gitmesi ve orada yaklaşık üç ay yaşadıktan sonra izlenimlerini aktarmasından oluşan bir kitap. Yazarın başka kitabını okumadım. Anlatımı çok samimi. Okurla sohbet ediyormuş gibi. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi Ermenistan’ın topraktan çok, alabildiğine taş ve kayadan oluşan gri çehresinden ve bu coğrafyada gördüğü diğer güzelliklerden sıkça bahsediyor Grossman. Ermenistan’a geldiği ilk saatler, ilk anda yaşadığı hayal kırıklığı, sonrasında bunu defalarca telafi edecek gezileri ve halkın misafirperverliği. Kıvamında bulduğum betimlemeleriyle, sık olmamakla birlikte ve tamamen doğaçlama yapıldığını düşündüğüm, bilinç akışı tekniğiyle okuması keyifli, bulunduğu zaman ve mekan içerisinde objektif bir kitaptı. Minik bir serzenişim, keşke ömrü yetseydi de, o yıllarda Ermeni halkını tanımak için ayırdığı zamanın çok daha azını ayırarak Ağrı Dağı’nın öteki yüzünü, Türk halkını da tanımaya çalışıp, dahli olmadığı bir konuyu, iki tarafın gözünden de görebilseydi.