Ve ben de tıpkı annem gibi sarıp sarmalayamadım oğlumu. Haklıymış. İnsan görmediğini işleyemezmiş. Kızdım kendime, çok kızdım ama annemden öteye gidemedim. Oğlumun küçük bedenini kucağıma dolduramadım. Onu da kendimi de uzaktan, kısa, küçük dokunuşlarla avuttum. Annemin lanet mirasını terk edemedim.
'Öldüğüm günü hatırladım'
İlaçları avucuma dolduruyorum. Oğlumunkiler daha renkli. Sanki çocuklar renklere kanıp da kanser olduklarına daha az üzülürler. Öyle sanıyor büyük ilaç şirketleri. Onların da çocukları var mıdır, kansere yakalanmış çocukları?
'Öldüğüm günü hatırladım'
Ne bilsin insanlar şehre küsüp dağ başına gittiğini, insansızlığın içinde insanı arama çabanı. Kim bilsin ağrıyan ellerinin, güçsüz vücudunun annenden miras bir illet olduğunu. Sen bile bilmezken. Bu illet yüzünden eriyen kaslarındaki dayanılmaz acının, şehrin kalabalığında yaşadığın yalnızlık sancısıyla yarıştığını bilemezler. İki yıldır kendini kapattığın kulübenin önü çayır çimen, yağdı mı çamur çaylak, ardı dağ, manzarası hırçın uçurum, üstü kararsız gök. Gözündeki ışığı söndürmeye gittiğin bu yerde gözlerinin yeniden ışığa durduğunu ne bilsinler!
Beni tek görünceye dek