“Efendim,” dedi Harry. “Düşünüyordum da… Efendim -Taş yok olsa bile, Vol- yani, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen-”
“Voldemort de, Harry. Her şeyin gerçek adını söyle. Bir şeyin adından korkarsan, kendisinden daha çok korkmaya başlarsın.”
Harry, “Özür dilerim,” dedi tombul kadına.
“Merhaba, yavrum,” dedi kadın. “Hogwarts’a ilk gidişin mi? Ron da yeni.”
Oğullarının sonuncusu, en küçüklerini gösterdi. Uzun boylu, zayıf, leylek bacaklı, çilli, sivri burunlu bir çocuktu bu, elleriyle ayakları kocamandı.”
“Saat on birde Peron Dokuz Üç Çeyrek’ten kalkan trene bineceğim.”
Teyzesiyle eniştesi ona gözlerini diktiler.
“Peron kaç?”
“Dokuz üç çeyrek.”
“Saçmalama,” dedi Vernon Enişte, “Peron Dokuz Üç Çeyrek diye bir şey olamaz.”
Senedeleyip az kalsın yere düşecek sıska ihtiyara, “Özür dilerim,” diye homurdandı. Onun menekşe rengi bir pelerin giydiğini kavraması için bir kaç saniye yetti Mr Dursley’ye. Adam bu çarpmaya pek aldırmışa benzemiyordu. Aksine, kocaman bir gülümseme yayıldı yüzüne, yoldan geçenleri dönüp baktıracak kadar ince bir sesle, “Özür dilemeyin, efendim,” dedi, “bugün hiçbir şey keyfimi kaçıramaz! Sevinin, o Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen sonunda gitti! Sizin gibi bir muggle bile bunu, bu mutlu, mutlu günü kutlamalı!”