Scarlett, Tella’nın canıydı. Tella’nın yeryüzünde daima güvenebileceği tek kişiydi. Tella aşka inanmıyor olabilirdi ama canı pahasına bahse girerdi ki Scarlett onu yürekten seviyordu. Tella ablasının başına bir şey gelmesine izin vermektense dünyayı yıkmayı yeğlerdi.
O gece Ay, Julian’ın Scarlett’in elini tutuşunu ve onu kendi avucuna özenle sarışını gümüş gözlerle izleyerek, gökyüzünde biraz daha uzun kaldı. Julian, kızı nazik ve incelikli bir edayla, onu bırakmaya hiç niyeti olmadığının güvencesini tek kelime etmeden vererek bir kez daha öptü.
Onu sevmenin karanlığa âşık olmak gibi hissettireceğini düşündüğünü hatırladı. Ama şimdi, onu yıldızlı bir geceye benzetiyordu: kadim karanlığın değişmez, görkemli rehberleri olan takımyıldızlar daima oradaydı.