“Ben seni kaybedecek kadar güçlü değilim. Hem de bu hayata kaybedecek kadar.” Sesi çatladı. Yüzünden akan göz yaşlarını görmezden geldi. “Önleyecek gücüm olduğunu bilirken bir daha böyle büyük bir kayıp riskini göze almayacağım.” Bana doğru geldi, ben de ona doğru gittim. Ta ki birbirimizin önünde durana kadar, aramızda da gerçek duruyordu. “Ben seni kaybedersem, Sophie, kalbimi kaybederim. Geriye hiçbir şey kalmaz. Hayatta kalamam.”
“Demek hala uğruna adam öldürecek kadar değerli gördüğün bazı şeyler var, Gianluca.” dedi.
Luca’nın cevabı tek sakin bir nefeste çıktı. “Sadece bir tane.”
Luca sessizliğin içine, “Bu gece bir adam öldürdüm ben, Sophie,” dedi.
Anlamı açıktı. Başka hayat yoktu. Sadece bu hayat vardı ve onun kaderi çoktan yazılmıştı.
“Ağır hissediyorum,” dedi alçak sesle. “İçimde bir ağırlık hissediyorum.”
“Ama sen Valentino’ya hiç yalan söylemezsin.”
“Bu farklı.”
“Nasıl?”
Bana şaşkın şaşkın baktı. “Öyle işte.”
Sesim sadece bir fısıltı gibi çıkarken, “Nedenini anlamıyorum,” dedim. “Neden benim için bunu yaptığını anlamıyorum.”
Luca’nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Evet,” dedi. “Anlamıyorsun, değil mi?”