Aaron Warner Anderson hayatımda geçmişten bugüne bir anlam ifade eden yegâne duygusal dayanağım. Yegâne sabitim. Bugüne dek hissettiğim tek sağlam, güvenilir kalp atışım.
Aaron, Aaron, Aaron, Aaron.
“Buraya nasıl geldin?” arkamı dönerek mesafeye bakıyorum. Burada olduğumu nereden biliyordu? Takip mi ediliyordum?
“Uçtum.”
Tekrar ona dönüyorum. “Uçağın nerede peki?”
Kahkaha atarak tabeladan atlıyor. Normal bir insanı yaralayacak uzun ve sert bir düşüş oluyor. “Şaka yapıyorsundur umarım,” diyor ve beni belimden yakaladığı gibi gökyüzüne sıçrıyor.
Öyle bir öpüş ki bu, sanki yıldızlara tırmanıp dünyayı aydınlatıyorum. Sonsuza dek süren ama hemen de bitiveren bir öpüş. Elleri yanaklarımda, biraz geri çekilip gözlerime bakıyor, göğsü hızla inip kalkıyor. “Sanırım kalbim patlayacak!” O anı sonsuza dek kaydedip tekrar tekrar seyredebilmeyi ne çok isterdim.
Çünkü bu an...
Bu an, evrende ne varsa, o.
Warner burnumun dibine kadar sokuluyor, kıpırdamaya ürküyorum. “Bir zamanlar aşkın anlamını bilmemekle suçlamıştın beni. Ama yanılıyordun. Seni aşırı sevdiğim için hakkımda kötü düşündün herhalde.” Yemyeşil gözleri çok yoğun ve buz gibi bakıyor. “Ben hiç olmazsa yüreğimi inkar etmiyorum.”