#kitapyorumu
5/5 ️️️️️
10/10 ️️️️️
Sevgiyle her şey mümkündür.
Mükemmel! Efsane! Harika! Olabilecek bütün mükemmel kelimeler Hilal Şehir kitabına gidiyor arkadaşlar. Kitabın ilk sayfaları size bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Melekler, periler, vampirler, kurt adamlar, yarı feyler, feyler, insanlar, deniz yaratıkları vb vb... Her biriyle Sarah ince ince uğraşmış. Gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki Cam Şato ve Dikenler ve Güller Sarayı serilerinde bu derece uğraşılmış detaylar yok, yok! İlk sayfalarda yazar bize dünyayı ve karakterleri tanıtıyor. Bir paragrafı bitirip diğerine geçince üst kısımda size anlattığı şeyi unutuyorsunuz resmen. Her şeyi bambaşka şekilde kurgulamış ve içinde kayboluyorsunuz. Kadın karakter Bryce’ı o kadar çok sevdim ki size anlatamam. Özellikle son 200 sayfanın her bir sayfasında ağladım, güldüm ve saçlarımı yoldum. Tüylerim diken diken okudum her bir sayfayı. Çünkü kitabın ortalarında geldiğinde kitap biraz duraksıyor. Karakterler Hunt ve Bryce birbirlerini tanıdıktan sonra bir süre sıradan bir şekilde ilerliyor ve sıkıldığımı düşündüm o anlarda. Erkek karakter melek bile olsa Başmeleğe bağlı bir köleydi ve eli kolu bağlıydı. Bryce ise henüz gücünü kazanmak için Dalış’a atlamamıştı. Arkadaşlıkları çok yavaş gelişiyordu. Ve içime şüphe tohumu düştü -acaba diğer serileri kadar sevmeyecek miyim?- şüphesi. Ben bunu beynimde bir yere koyamadan olaylar bir başladı... Son 200 sayfanın abartmıyorum her sayfası kelimenin tam anlamıyla -HER SAYFASI- efsaneydi. Yazarken bile güzelliğinden gözlerim doldu. Sarah’a beş dakikalığına bile olsa inanmayı nasıl bıraktım diye sorgulatırcasına mükemmeldi.
Gümbür gümbür geldi.
Bittiğinde işte dedim, işte BENİM EN SEVDİĞİM YAZAR BU KADIN
Devamı için inanılmaz derecede sabırsızlanıyorum. Kitap çıktığı
Bu sıralar gerçekten bomboş olmamın kanıtı olarak her güne bir bazen iki kitap bitiriyorum. Cesur Gardiyan onlardan biri oldu. Yazarın bu serisini takip ediyordum o yüzden Phoebe’nin hikayesini de merak ediyorum. Açıkçası tahmin ettiğimden güzeldi. Ama normal olarak baktığımızda çok ortalamaydı. Ben Phoebe’nin hikayesinin böyle tutkulu olacağını tahmin etmezdim. O açıdan bekleneni karşılıyor ama beklenenden fazlasına ulaşamıyordu kitap. Öyle aman aman kitaplığınıza mutlaka ekleyin dediğim bir kitap asla olamaz ama seriyi zaten aldıysanız ve devam ediyorsanız şans verebilirsiniz.
“Beni affet,” diyorum fısıltıyla. “Şu an çok saçma geldiğinin farkındayım ama görmezden gelmek istemiyorum. Kalbini kırdığım için beni affet. Sana güvenmediğim için beni affet. Öfkemi senden çıkardım ve çok üzgünüm. Bencillik ettim, canını acıttım, çok ama çok üzgünüm.”
O kadar uzun süre sessiz kalıyor ki artık dayanamıyorum.
Nihayet konuştuğunda sesi duygu yoğunluğundan pürüzlü çıkıyor. “Aşkım affedecek hiçbir şey yok.”