Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.
Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.
Bu yüreğe dokunan kitabı bu kadar geç okuduğum için o kadar hayıflanıyorum ki.
"O" olan kitabın adının filme uyarlanması ile "Hakkari'de Bir Mevsim" olarak değiştiğini de öğrenmiş oldum. Muhtemelen kış mevsimi üzerinde daha çok duruldugu için bu isim verildi.
Hakkâri'nin coğrafyası, iklimi, insanları o kadar etkileyici aktarılmış ki sanırsınız orada yaşıyoruz.
Hakkâri'nin en uzak köyü.
Kış mevsiminde kapanan yollar, bulaşıcı hastalıklar, ölen bebekler, yazılan dilekçeler ve bir türlü gelmeyen cevaplar, doktorlar...
İlk kez böyle bir yerde bir dağ başında yaşayan
bir denizci, bir öğretmen... Öğrencilerinin dilini bile bilmeyen bir öğretmen... Acaba buralara alışabilecek mi, öğrencilerine, köyün insanlarına yardım edebilecek mi? Yoksa dayanamayıp buralardan kaçacak mı?
Ve bu dağ başında sürekli düş görmek, düşlemek. Peki düş mü gerçek, gerçek mi düş?