Duymadığın yerdeyim, dillerim lal
Kalemim çürük ceviz
Yazmaktan aciz iki kelam,
Üzerime yıkılmış bir hayal
Bir yuva bir ev bir hayat var.
Ben bir sarhoş yaprak, divane rüzgar
Savrulup dururken kimsesiz
Sana her gün mektuplar yolluyorum, dilsiz…
Çınar yaprakları topluyorum her gün sokaklardan
Toprağına yağmur yağıyor, ben ıslanıyorum…
Özlemekten dişimi sıktığım geceler var
Geçer diye geçsin diye beklediğim geceler
Özlemekten bi’çare düştüğüm geceler var
Bazen
Bir ışık doluyor odama
Eski zamanlardan kalma bir koku sarıyor dört yanı
Bir kül tablasında senin izmaritin tütüyor
Usul, yarım, sarı…
Demek ki diyorum böyle deliriyor insan
Demek ki böyle hayatta kalıyor
Demek ki böyle alışıyor yalnızlığa…
Yalnızlık
Yaşımın yarısı, yaşamımın aynası
Yalın ayak büyüyen bir çocuk
Koşturuyor sokaklarımda
Ben artan puzzle parçası gibi
Bir yerlere inatla uymaya çalışırken
Sana her gün mektuplar yolluyorum dilsiz dudaksız…
Saçlarından çınar yaprakları topluyorum her gün
Kavuşursak bir gün diye
"Ben seni hep sevgilim, ben seni hep
Yüzünden geçen dalgalardan okudum.
Gözlerine sevgi okudum ellerine şefkat okudum.
Annen seni inkar etmişti, aldım etime dokudum.."
Bir yerden aşağı, çok aşağı düştüm.
Zaman, solgun ve gri bir koridordu. Orada çok üşüdüm, üşüdüm.
Kimseden çıkartmadım öfkemi, saçlarımı uzatmak için kimseye söz vermedim.
"seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım?"
"Ey hatırası içimde yemin kadar büyük,
Ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı
Hala rüyalarıma giren ilk göz ağrısı,
Çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük.
Ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk,
Kanımın akışını yenileştiren damar,
Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar
İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk.
Ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi
Ve havaları seslerimizle dolu bahar,
Koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular,
Kağıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi.
Duyup karşı minarede okunan yatsıyı
Yatağıma sıcaklığını getiren rüya,
Denizlerinde onunla yaşadığım dünya
Ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı.
Ah! Birçok şeyler hatırlatan erik ağacı
Ve o ilk yolculukla başlayan hasret, zindan;
Atları çıngıraklı arabanın ardından
Beyaz, keten mendilimde sallanan ilk acı."