Zaman Sığınağı Zaman Sığınağı Alzheimer hastaları için geçmiş yılların yeniden kurulduğu bir klinik fikriyle başlıyor. Her oda farklı bir dönemi temsil ediyor.Amaç hastaların geçmişlerini yeniden yaşayarak hafızalarını canlı tutmaları. Ancak bu fikir zamanla büyüyerek apartmanlara, sokaklara ve en sonunda tüm Avrupa’ya yayılıyor; ülkeler hangi onlu yıllarda yaşamak istediklerine dair “geçmiş referandumları” yapmaya başlıyor.
Roman aslında zaman ve hafıza üzerinden daha büyük bir sorgulama yapıyor. Bugünü bu kadar yoğun yaşarken düne objektif bakmak pek kolay değil. Çoğu zaman geçmişin zor taraflarını unutup daha parlak bir versiyonunu hatırlıyoruz. Oysa toplumsal geçmişin tarihi darbeler, savaşlar, yasaklar ve krizlerle dolu. Buna rağmen insanlar geçmişi güvenli bir sığınak gibi görmeye meyilli. Bu noktada kitapta kullanılan Alzheimer metaforu oldukça anlamlı. Nasıl ki hafıza zamanla düzenini kaybedebiliyorsa, toplumlar da geçmişi seçici biçimde hatırlayabiliyor. Gelecekle başa çıkmak zorlaştığında geçmişe sığınma isteği artıyor.
Aslında geçmişe duyulan bu güçlü özlem yeni bir durum da değil. 17. yüzyılda İsviçreli paralı askerlerde görülen ve memleket özlemiyle ortaya çıkan bir rahatsızlık “nostalji” olarak tanımlanmış. Yunanca nostos (eve dönüş) ve algos (acı) kelimelerinden geliyor. Bu açıdan bakınca romanın geçmişe duyulan özlemi sorgulaması daha da anlam kazanıyor. Zaten
romanın en çarpıcı yanı ise nostaljinin masum bir duygu olmaktan çıkıp politik bir projeye dönüşmesini göstermesidir.
Anlatım tarzı ise yer yer parçalı ve deneme ile kurgu arasında gidip geldiği için okuması zaman zaman zorlaşabiliyor. Buna rağmen Zaman Sığınağı, zamanı, hafızayı ve geçmişle kurduğumuz ilişkiyi farklı bir açıdan düşündüren, oldukça ilginç bir roman.