Psikolojik derinliği yüksek, akıcı dili sayesinde bir çırpıda okunabilen etkileyici novellalarından biridir. Hikâyede ana karakterlerimiz bir doktor ve ondan yardım isteyen gizemli bir kadındır. Kadın doktordan kürtaj konusunda yardım ister; ancak doktor bu yardımı ahlaki sınırları aşan bir teklif karşılığında yapabileceğini söyler. Kadın bunu reddedince olayların ve doktorun içsel çöküşünün başladığı süreç başlıyor.
Eserin asıl gücü, olaydan çok karakterin psikolojisini anlatmasında yatıyor. Doktorun suçluluk duygusu, takıntısı ve giderek kontrolünü kaybeden ruh hali hikâyenin merkezini oluşturur. “Amok”, Malezya kültüründe kişinin bir anda kontrolünü kaybederek gözü hiçbir şey görmeden hareket ettiği bir cinnet hâlini ifade eder. Bu hâlde kişiyi tetikleyen şey çoğu zaman önemsizdir; fakat sonuçları yıkıcı ve ölümcül.
Doktor da fiziksel olarak bir “amok koşucusu” olmasa bile psikolojik olarak bu hâlin içine sürüklenir. Suçluluk ve saplantı onu mantıksız, kontrolsüz ve trajik bir sona doğru iter.
Kitabın sonunda yer alan ölüm ve intihar temalarının, yazarın hayatıyla da bir kesişim oluşturduğunu düşünmemek zor. Belki de bu yüzden insan ister istemez şu soruyu soruyor: Zweig de kendi iç dünyasında bir “amok koşucusu” muydu?