"Bu gidişle belki bir gün gerçekten de baştan çıkarmayı başarabilirim seni. Uzun zamandır uğraşıyorum. O fırtınada ilk kez karşılaştığımızdan beri, hatırlıyor musun? Paltomu çıkarmama yardım etmiştin, ensemden buz gibi sular damlıyordu ve seni gördüğüm anda Yeşilkuytu'nun Vahşi Adam'ını bulduğumdan emin olmuştum. Hayatımın en şanslı vuruşunu yapmış gibi hissetmiştim."
Ve Tobias Henry Silver'ı düşündü: Onu ilk defa gördüğünde üstü başı sırılsıklam hâlde, çamur rengi buklelerinden sular damlayan ve gülümseyen, daha en başından Tobias ile flört etmeye çabalayan Silver- solgun gözleriyle onu seyrettiği onca zaman boyunca Tobias'ın ne olduğunu gayet iyi anlamış olmasına rağmen yine de çabalamıştı; kahrolasıca defterine de gördüklerini not etmişti kesin. Kurşun bacağını deldiğinde doktor parasını ödeyip yanı başına oturan, ona eski hikayeler anlatan Silver; çizdiği haritadan başını kaldırıp bakan, kitapları arasındaki Silver; tepecikler ve vadilerle dolu bir yukarı bir aşağı inen sesi, şarkı söylediğinde gül pembe kızaran Silver...
"Derin bir nefes alın." diye tavsiyede bulundu Tobias. Hikaye üzerinde düşünmektense, Silver'ın ışık saçan heyecanını, kahverengi buklelerinin altındaki solgun gözlerinin parlayışını düşünmeye çalıştı. Hikayeyi biliyordu. Elbette biliyordu.
Emilia otuzundan sonra doğum günlerini kutlamadı, bunun sebebi yaşını azaltmaya çalışması değildi, otuz yaşını kutladıktan birkaç gün sonra ölmesiydi. Böylece bir daha doğum gününü kutlamadı, çünkü o günden sonra bir ölü olmaya başladı.