Yağmur bazen sadece su değildir, insanın içine düşen, geçmişin tozunu kaldıran, kalbin en kuytu yerlerini ıslatan bir hatıradır. Gökyüzü sanki susmuş da konuşmayı damlalara bırakmıştır. her damla bir cümle, her serinlik bir itiraf gibi.
Yağmurda yürümek.
İliklerine kadar ıslanmak.
Kaçmamak .saklanmamak.
Sanki hayatın bütün yükünü omuzlarından bırakıp ,ne olacaksa olsun,demek gibi. Üstündeki her damla, içindeki fazlalıkları da alıp götürür. İnsan bir anlığına çocuk olur, özgür olur. hatta biraz da kırık.
Sonra eve girersin.
Üstünden akan suyla birlikte sanki günün ağırlığı da akıp gider. Ilık bir duş. omuzlarına değen su, yağmurun devamı gibi. ama bu sefer daha şefkatli, daha sarıp sarmalayan.
Duştan sonra,
Bir çay
Elinde bir kitap, ama aslında okuduğun şey satırlar değil; kendi içindir. Cam kenarına oturursun, yağmur hâlâ oradadır. Camdan süzülen damlalar yarışır, hangisi önce düşecek diye, sen de hayatındaki şeyleri düşünürsün; kim kalacak, kim gidecek.
İşte o an.
En derin huzur oradadır.
Yağmur romantizmdir ama gösterişli değil. sessiz bir romantizm.
Bağırmaz, hissettirir.
Dokunmaz, içinden geçer.
Bazen yanında biri olur, konuşmazsınız bile. Sadece aynı yağmuru izlemek yetiyordur. Çünkü bazı duygular kelimeyi sevmez sadece hissedilmek ister.
Ve en güzeli şu,
Yağmur kimseyi ayırmaz
Zengini de ıslatır, yoksulu da, öğretmeni de, bakkalı da
Seveni de, kırılanı da,
Belki de bu yüzden yağmur, en çok kalbi olanlara yakışır.