Hikayemiz eskinin İspanya’sında, engizisyon yönetiminin hakim olduğu bir zaman diliminde geçiyor. Bir dönem kurgusu da diyebiliriz, hatta yazar gerçek tarihi konuları da kendi yorumuyla ele almış. Tabii ben bunları şahsi bilgilerime dayanarak değil de sondaki yazar notu sayesinde söyleyebiliyorum.
Luzia Cotado adındaki bulaşıkçı kız, artık soyu yüzünden mi, inançlarından ötürü mü yoksa özel doğduğu için midir bilinmez, küçük mucizeler gerçekleştirebilme yeteneğine sahiptir. Ama bunlar gerçekten de yanık ekmekleri düzeltmek, sönmek üzere olan ateşi harlamak, pazarlığı beceremediği için satıcılardan aldığı az miktardaki yumurta ve soğanların sayısını artırmak, kırık bardakları yeniden bir araya getirmek gibi küçük çaplı şeylerdir. Yine de sihrin, büyünün, mucizelerin, kutsamaların ve benzerlerinin çok nadir bulunduğu bir dünyada, onlar bile oldukça değerlidir.
Keza Luzia da yapabildiği şeyler ev sahibesi tarafından keşfedildikten sonra bir anda hayatında hiç sahip olmadığı bir değere kavuşur. Giderek daha fazla kişi onu ve mucizelerini görmek istiyor, hatta kral bile içinde bulundukları savaş için onun gibi yetenekli kimselerin yardımına ihtiyaç duyuyordur.
Ama başta sadece içinde bulunduğu hayat koşullarını iyileştirmek ve rahat bir hayat sürebilmek için girdiği bu yolda, Luzia’nın macerası gün geçtikçe daha tehlikeli bir hâl alır. Çünkü hırslar, arzular ve açgözlülük belayı da beraberinde getirir. Özgürlük ve refah ise asla kolay elde edilmez; yeterince şanslı değilseniz elbette.
Luzia aslında kimsesiz, genç yaşına rağmen yaptığı ağır işler ve bir hayvandan farksız yaşantısı yüzünden artık her şeyden bıkmış bir kızdır sadece. Bu durumdan kurtulabilmek için canını bile riske atabilecek bir raddeye gelmiştir. Aslında korkuyor ve kendine de yeteri kadar güvenmiyordur