Farz et ki; buldun kış içinde baharı*
Farz et ki; geri gelmiş o gamsız devir Delicesine sevdiğin senin olmuş Bir bahar sabahı sahilde seninledir Yanan alnını alnına dayamışsın O incecik elleri ellerindedir Farz et ki; mazidir devamı yarının Sevdiğin başını dizlerine koymuş Bahar bahar kokan siyah saçlarının Her telini ayrı ayrı öpmektesin Ve tadı dudağında avuçlarının Farz et ki; buldun kış içinde baharı Rüzgâr yine ılık ilık esmektedir Aynı şehirde, aynı deniz kenarı Köpükler, dalgalar ve sonsuz mavilik Tekrar yaşıyorsun hatıraları Ümit Yaşar Oğuzcan
Şiir
Kanım ısınmayınca hoş sohbet olsa da bende devamı gelmiyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Türk Kara Kuvvetleri'nin 2235. kuruluş yılı kutlu olsun. Türk Kara Ordusu'nun kuruluş tarihi uzun yıllar boyunca Yeniçeri Ocağı'nın teşkil edildiği 1363 yılı olarak kabul edilmişse de, bu yaklaşım başta H. Nihâl Atsız tarafından eleştirilmiştir. Atsız, Türk askerî teşkilâtının kökeninin Osmanlı Devleti ile sınırlandırılamayacağını, ilk teşkilâtlı Türk ordusunun MÖ 209 yılında Mete Han tarafından kurulduğunu ve sonraki bütün Türk ordularının bu askerî geleneğin devamı olduğunu savunmuştur. Aynı görüş daha sonra Yılmaz Öztuna tarafından da hem kaleme aldığı makalelerde savunulmuş, hem de tarihî delilleriyle birlikte Genelkurmay Başkanlığı'na sunulmuştur. Nihayet yapılan tarihî araştırmalar sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri'nin kuruluş yılını MÖ 209 olarak kabul etmiştir. Bu değişiklik, Türk askerî tarihinin başlangıcını Osmanlı dönemiyle değil, Asya Hun Devleti'ne kadar uzanan tarihî süreklilik anlayışıyla ele alan yaklaşımın resmî düzeyde benimsendiğini göstermektedir. Genelkurmay Genel Sekreterliği Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Şubesi'nin; Milliyet Gazetesi'nin 10 Temmuz 1974 tarihli sayısında s. 6'da yayınlanan açıklaması şu şekildedir: "Yapılan tarihî araştırmalar sonucunda, Türk Kara Kuvvetlerinin 28 Haziran 1363 olarak kabul edilen kuruluş gününün değiştirilmesi uygun görülmüştür. "Tarihte bilinen ilk Türk devletinin Büyük Hun İmparatorluğu olduğu ve bu imparatorluğun ordu teşkilatının, MÖ 209 yılında tahta çıkan Mete Han tarafından en üstün düzeye çıkarıldığı gerçeği göz önüne alınarak, MÖ 209 yılı Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılı; Türk harp tarihinin ünlü zaferlerinin kazanıldığı 26 Ağustos günü de kuruluş günü olarak kabul edilmiştir." Ancak günümüzde kutlama tarihi yine eski uygulamadaki gibi 28 Haziran'da yapılmaktadır. Bu
Sanat Sokağında ki Yolculuğum
Bazen insanın hayatında ki en büyük yolculuklar bir sohbetin ışık huzmesiyle başlar . Hakir kelimeler büyülü cümlelere dönüşür farkında bile varmadan zihinde kök salmaya, yeni meraklar uyandırmaya başlar. İşte o zaman anlarsın bazı sohbetler sadece konuşulup unutulmak için değil insanın duygu ve düşünce dünyasına dokunmak , ona farklı perspektif ve yeni ufuklar kazandırmak için vardır. Böyle durumlarda insan ruhunun en yakın yol arkadaşı merak olur . Merak ,cevap buldukça asla yetinmez ,aksine her cevap ardında yeni sorular bırakır .Merakın da en yakın dostu olan sorular ,zihninde volta atmaya başladıysa yeni yolculuklar için yola revan olma zamanı gelmiştir demektir. Çünkü yeni sorular yeni yolculukların habercisidir . Ben de öğrendiklerimle yetinmeyip her yeni bilgiyle biraz daha derinlere inmeye başladım . Her araştırma beni başka bir düşünceye , her düşünce de yeni bir keşfe sürüklüyordu. İlk adımlarımı felsefenin büyüleyici ve derin dünyasında attım. Beni adeta girdap gibi içine çekiyordu ancak yolculuğum devam ettikçe ve kuyularım daha da derinleştikçe felsefe de tek başına yeterli olmuyordu artık. Duyulmayan ama içten içe hissedilen sesler beni kendine doğru çağırıyordu. İşte bunlardan bazıları Tarih benim branşım ve sadık yoldaşım, edebiyat ruhuma yeni bir ruh katan arkadaşım ,sanat içinde birlerce güzelliği barındıran sokaklarım… Sanki hepsi aynı ağacın farklı dalları gibiydi aynı kökten besleniyor ama çiçekleri farklı dallardandı … İşte tam bu noktada sanatın sokakları usulca beni kendine çekiyor ben de bu çağrıya kayıtsız kalamıyor adımlarımı o tarafa doğru yöneltmekten kendimi alamıyordum. Bu çağrı ne yüksek sesli ne ısrarcıydı ama bir o kadar da insanın ruhuna işliyordu. Attığım her adım başka bir sokağa ,her sokak bambaşka renklere ,düşüncelere
Duygu ve Düşünce
Evet, insan soyu şiddete ve yok etmeye yatkın. Bunu hepimiz görüyoruz. Mesela televizyonlarda, insan bedeninin olağan bir parçası olan kadın memesi sansürlenirken, insanın insana uyguladığı akıl almaz dehşet serbestçe gösteriliyor. Dünyada soyun devamı için gerekli olan ve herkesin yaptığı cinsel eylemler yasaklanırken, makineli tüfeklerle insanların biçildiği, kafaların koptuğu, gözlerin oyulduğu sahnelere hiç itiraz yok. Oysa sevişmek dünyaya bir canlı getirmek güdüsüyle ilgilidir, şiddetin eğilimi ise o canlıyı yok etmek. *Akıllı bir dünyada hangisi yasaklanır dersiniz?
Alıntı
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam