Kontrol ve Hakimiyet (3) şey iledir :

Mutlak İlim
Kudret ( ilmini iradeye çevirebilmesi)
Süreklilik ( iradede devamlılık)

Sosyoloji günlükleri

Murat Ç, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'yu inceledi.
 20 May 21:01 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Öncelikle kitabı Peyami Safa Etkinliğine istinaden okudum. Daha sonra mutlaka okuyacaktım fakat etkinlik bu durumu hızlandırdı ve de çok iyi oldu. Daha önce okumama sebep olan ve etkinliği düzenleyen Cerrah Asya ‘ya ve etkinlik için yardımlarını esirgemeyen Ebru Ince ve Haruni ‘ye teşekkürlerimi iletirim.

Şimdi İncelememize geçelim…

İlk satırdan itibaren hemen bir şey hayal etmem gerekiyordu. Aklıma ise Heybeliada'da ki hastane geldi. Çünkü hem eski bir hastane hem de ziyarette bulunduğum bir yerdi. Lanetli Tepe filminde ki hastaneyi hayal etmediğime bir nebze olsun sevindim. Çünkü o da aklıma gelmişti..

Başlangıcından sonuna kadar beni sıkmayan harika bir devamlılık arz ediyor bu eser. Kitapların uzun ya da kısalığı değil, içeriğinde ne kattığı önemlidir. Bu kısa eser bana bir şeyleri yeniden hatırlattı. İnsan canı yanıncaya kadar etrafta olan bitene pek kulak asmıyor, sahip olduklarına hiç şükretmiyor.

Olay örgüsü ile birlikte her şeyi zihnimde canlandırdım. Tabi ki 1900’lerin istanbulunu birebir gözümde canlandıramazdım ama zihnim daha önce izlemiş olduğum görüntüleri ve fotoğrafları anında önüme getirdi. Her detayı usta bir yönetmen gibi yönetip, harika oyunculuklarla kurguya uygun bir performans göstermeme yardımcı oldu. Her detay kesinlikle aklımda kalıcı oldu. Anlatımın sadeliği kesinlikle okumaya ayrı bir tat katmış. Peyami Safa’nın dili fazlasıyla keyifli bir okuma sunuyor.

Duyguları okurken hissediyor ve yaşıyorsunuz. İmkanları günümüz ile mukayese ediyor, halbuki şuan olsa daha basit çözümler ile müdahale edilebileceğini düşlüyorsunuz. Hastane’nin kokusundan tutun, odalar, koridorlar her şey zihninizde canlanıyor ve olay örgüsü bu şekilde genişleyerek zihninizde bir tiyatro oyununa dönüşüyor.

Edebiyatımızın ilklerinden olan bu eser, kesinlikle yüksek bit çıta belirliyor. Stefan Zweig’ın kısa öykülerini okurken, kendimi bir koşuşturmada hissederken, bu kısa eserde hiç öyle bir şey hissetmedim. Kıyas sebebi sadece az safa sayısına sahip olmasıdır. Konular ve yazış tarzı tabi ki farklı olduğu için bunu hissediyor da olmuş olabilirim. Bu da küçük bir fikirdi sadece.

Toplamam gerekirse; kesinlikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Sağlık bir insanın en temel ve en önemli ihtiyacıdır. Sağlığınız yerinde olmadığın da dünyanın sahibi olmuşsunuz nafiledir. Tüm uzuvlarınız yerinde ve sıhhatiniz yerinde ise, dünyevi basit şeyleri büyütmeden sadece çözülürse çözülür, çözülmese de sorun değil şekli ile bakınız. Dün izlediğim Veda filminde Salih Bozok ile Mustafa Kemal'in aklımda kalan bir repliğini size iletmek istedim. Çünkü aynı zaman diliminde geçiyor bu eser. İlk etapta birbirlerine nasıl olduklarını soruyorlar, ardından şu konuşmalar geçiyor;

S.B.: “Cephedesin diye duymuştum.”
M.K.: “Öyle. Ama hayattayım çok şükür. Bugünlerde bundan daha fazlasını aramamak lazım zaten.” der ve devam ederler konuşmalarına.

Son olarak diyeceğim o ki sıhhat önemlidir. Diğer küçük şeyleri kafanıza daha az takın ve olmayınca hayatınızı kaybetmişcesine muamele yapmayın. Kitap içeriğinde bolca eski Türkçe kelimeler var. Anlamları tabi ki verilmiş ve bizlerinde alışkanlık kazanmasına yardımcı olacağını düşündüğüm bir husus olmuş.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyor ve herkese iyi okumalar diliyorum.

gamze samutoğlu, Gözünü Kapat ve Gör'ü inceledi.
18 May 10:32 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Kitap aforizmalardan oluşuyor. Bu yüzden belki bir cümle belki bir paragraf ama hiç bir zaman bir sayfayı dolduran uzun bir yazı yok. Bütünlük ve devamlılık sevenlere göre değil. Bu açıdan bakıldığında ilgimi çekmese de dinlenmek adına açıp karışık okuyabilmek lüksünü tanıyor. Yine de kitap zevki oluşturmuyor.

Ali Rıza MALKOÇ, Felsefenin Önceliği Bilgi Sorunu'yu inceledi.
16 May 17:53 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap İnceleme Yazısı

Kitap Adı : Felsefenin önceliği Bilgi Sorunu

Yazarı : Prof. Dr. Afşar Timuçin

Yayıncı : Bulut yayınları

Baskı : 1. Baskı/ Nisan 2013/ 124 Sayfa

Bilginin temelleri ve doğruluğu sağlam değilse; faydalı/ zararlı, gerekli/gereksiz, tutarlı/tutarsız

Olduğunu nasıl belirleyebiliriz? Bu ön sorgu ile yola çıkarak bilginin; bilinç, toplum, sanat, estetik ve ahlâk açısından nerede ve nasıl konumlandırılması gerektiği konusunda bir fikir yürütebiliriz.

Daha sonraki aşamalarda atacağımız adım, bilginin işlenme ve kullanılma alanları olacaktır.

İnsan ve toplum adına ilerleyen tüm bu süreçler, felsefenin gözlem ve öngörü geliştirdiği sosyal laboratuvar alanlarıdır. Bilgi; bilim, sanat ve tarih süreci ile zaman zaman denetlenebilir/ doğrulanabilir olmalıdır.

Bilgi doğru ama gerekli mi, faydalı mı, öncelikli mi gibi sorgulamalar da tercih ve beklentilere göre değişecektir. Felsefenin en belirgin ilkesi; oturmuş, tutarlı bir bilgi kuramı ile yola çıkmasıdır.

Bilgi kuramı; öngörünün kaynağı, yöntemi, süreci ve dayanak noktasıdır. Tutarlı, bütüncül ve sistem ile devamlılık arz etmesi gerekir.

Bilgi yalın, net ve doğru ise; felsefi çözümler de bulmaca ve çok bilinmeyenli denklem olmaktan çıkacaktır.

Okuyup önerdiğim her kitap, aslında okur adaylarının arayış alanını daraltıyor, kolaylık sağlıyor, zaman kazandırıyor. Tercihler, beklentiler, algılar, yaşam tarzları farklı olsa da güncel ve öncelikli sorunlara odaklı seçici ve ince bir duyarlılıkla yapıyorum önerilerimi. Ülkemizde yaklaşık üç bin yayınevi var. Bir yılda ortalama elli bin adet kitap basıyorlar. Hepsini tek elden inceleyip değerlendirmek zaten mümkün değil. Reklam ve tanıtımlar da yanıltıcı olabiliyor.

Her okuduğum kitabı; önce “inceleme yazısı yazmaya, önermeye değer mi” diye tarttıktan sonra,

Zihnimde oluşan yorumları sizlere aktarıyorum. Kitabı okumaya arzu ve hazırlanmaya faydalı olacağı kanısındayım.

Felsefe belirsiz, değersiz, niteliksiz veri ve bulgularla adım atmaz. Bilgi, gözlem, söylem ve tüm düşünceler tarihi ana malzemesidir.

Ölçü yanlış ise, ölçüm de hatalı çıkacaktır. Bir bilgi, olgu ve kavramın ölçüsü de içerisinde olamaz.

Bir maddeyi başka bir maddeyle taşıyıp ve tartmak zorundayız. Diğer türlü, “bozacının şahidi şıracı”

Örneği ortaya çıkacaktır ve baskıcı, dayatıcı, aldatıcı bir önerme oluşur.

Kuvvetler ayrılığı ve özerkliği ilkesi sadece yönetim alanında değil, düşünce ve inanç sistemlerinde de etkin olması gerekir. İşte böylesi durumlarda, felsefenin temel ilkeleri önem arz etmektedir.

Bilgi ve kültürün varlığını şu şekillerde algılarız: etkiler, yok sayar, mayalar, kirler veya yok eder.

Felsefe, değerler dünyasının eşiği gibidir. Kapıdan girerken, size tutarlı sorular üretmede yardımcı olur. Bu sorgulamada, diyalektik kavramından da faydalanır.

Şekil ve şekilcilikle; bilgi, fikir, doktrin üretenler, bilerek veya bilmeyerek bireyleri tembelliğe, taklitçiliğe, yalancılığa, sığınmacılığa, hazırcılığa özendiriyorlar. Sonuçta da bilgi ve fikir kirliliği oluşuyor. Devamında ahlaki değerler zedeleniyor ve ayrışmalara yol açabiliyor.

Kısa yorumlarımla, anlatım içeriği hakkında işaretler verdiğim eserde, okuru farklı düşüncelere sürükleyecek anlatımlar var.

İnsan beslenen, üreyen, çalışan, haz duyan bir canlı olmanın dışında; nakledilebilir, tekrarlanabilir, kabul edilebilir tutarlı bir amacı ve anlamlar dizisi de olmalıdır. Ve ancak yaşarken ve öldükten sonra onlarla tanınır, onlarla hatırlanır. Ve bıraktığı insanlık mirası bunlardır.

Düşünen, seven, paylaşan, ahlaklı, yüksek bilinciyle ön plana çıkan insan; varoluş amacına göre hareket edecektir.

Nesneleri, olayları ve ortamı çoğunlukla hazır buluruz, kurgulayan biz değiliz.

Fakat yüksek nitelikli doğrulama, yorumlama, anlama ve yönlendirme bilinciyle onu ortak yaşama aktarabilecek tek canlı ancak insandır.

Düşünce ve onun şekillendirdiği niyetler ve tetiklediği eylemler; zirve yaptığımız veya çukura düştüğümüz olgulardır. Yerinde ve sürece yayılmış etkin bir felsefe eğitimi, insanı olmasa gereken yere, en kalıcı şekilde ulaştırabilecek bir yaşam biçimi ve ahlak öğretisidir.

Elbette bunu tamamlayıcı faktörler; bilim, sanat, etik, estetik ve metafizik alanlarıdır.

16.05.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis

Ramazan Aydın, bir alıntı ekledi.
04 May 22:52 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

İslami sistemdeki sebat ve devamlılık hiç bir zaman onun için ayıp değil aksine bir meziyettir. Çünkü sebat, sürekli yükselmenin ve devamlı ilerlemenin en önemli garantisidir. Yine sebat, arzu ve heveslere, kargaşaya, bozulmaya, gerilmeye ve yıkılmaya fırsat vermeyen en önemli güvencedir.

İslam Toplumuna Doğru, Seyyid Kutub (Sayfa 82 - Ravza Yayınları)İslam Toplumuna Doğru, Seyyid Kutub (Sayfa 82 - Ravza Yayınları)

Kontrol ve Hakimiyet (3) şey iledir :

Mutlak İlim
Kudret ( ilmini iradeye çevirebilmesi)
Süreklilik ( iradede devamlılık)

Tarih günlükleri

Bir Söz Ustası: Şeyh Ahmed El-Cezerî Melâye Cizirî :
İslam dünyasının önemli şair ve mutasavvıflarındandır. Aynı zamanda derin bir felsefeye sahip olan Şeyh Ahmed, Cizre'lidir. Botan aşiretindendir. Babasının adı Muhammed'tir. Genellikle “Molla” kelimesinin karşılığı olan “Mela”, bazen de değişik anlamlara gelen “Nişânî” mahlaslarını kullanmıştır. Nişânî; Kürtçede atış yapılan hedef ve vücuttaki benler anlamındadır. “Aşk ve sevgi oklarının hedefi” şeklinde yorumlanacak Nişânî mahlası, kendisini toplumda hissettiren, belli başlı kimse anlamına da gelebilir.
Ana dili Kürtçe'nin bütün lehçelerini, ayrıca Arapça, Farsça ve Türkçe bilen Molla Cezerî'nin derin bir medrese kültürüne sahip olduğu anlaşılıyor. Halen Cizre'de cami olarak hizmet vermeye devam eden Medresa Sor'da (Medresetu'l-Hamra -Kırmızı Medrese) yıllarca ders vermiş.
Şeyh Ahmed'in dünya edebiyat çevrelerinde tanınmasına sebep olan meşhur eseri; Ciziri Divanı'dır. 114 şiir, 2000 beyitten oluşan Divan bir edebi şaheser olarak kabul görüyor. Dili Kürtçedir. Şiirlerinin çoğu gazel, bir kısmı da kaside şeklinde yazılmıştır. Hafız-ı Şirazi'nin etkisinde kalmasına rağmen;

Ger lu'luê mensur jı nazmê tu dixwazi
(Eğer nazımdan saçılmış incileri istiyorsan)
Wer şi're Melê bin te bi Şirazi çı hacet
(Gel, Mela'nın şiirlerini gör, Şirazi'ye ne hacet)...

diyerek kendisinin şiir dünyasındaki büyüklüğünü de dile getirmekten çekinmez. Gerçekten de Cezerî'nin üstün şiir kabiliyeti mütercim ve şârihler tarafından vurgulanmış, hatta edebiyatta Molla Camî, İbnü'l-Farız ve Fuzulî; tasavvufta Mevlana Celaleddin-i Rûmî'ye benzetilmiştir. Divanında felsefi estetik, ilahi aşk, sevgi ve tasavvuf ön plandadır. Metafizik ve deruni içeriği, yoğun benzetme, temsil, kinaye ve istiareleri dolayısıyla eserin dili ağırdır. Ancak vermek istediği fikirler anlaşılır ve açıktır.
Divanındaki 33.kasidesinden dolayı Şeyh Ahmed'in Vahdet-i Vücud felsefesine tabi olduğu iddia edilmiştir.

Sırre wehdet ji ezel girtiye hetta bi ebed
(Vahdet sırrı ezelden ebede kadar tutmuştur)

Wahid û ferd e bi zatê xwe wi ninın çu eded
(Zatıyla vahittir, tektir, ferttir, onun adedi yoktur)

Dı qıdem da ezel û ‘eynê ebed herdu yek in
(Başlangıcı olmayan için ezel ve ebed birdir)

Sermediyyet we dixwazit ne ezel bit ne ebed
(Devamlılık ne ezelin ne ebedin olmasını ister)

Ferq e wahid ji ehed lê di meqamê semedî
(Farklıdır vahid ehetten, ama samed makamında birdirler)

Bi haqiqet ku yek in herdu çi wahid çi ehed
(Hakikatte birdirler hem vahid hem ehed)

Yek e derya tu bizan qenci çi mewc u çı hêbab
(Şunu iyice bil ki dalga su kabarcıkları ile derya birdir)

Di esil da ku hemi av e çi av û çi cemed
(Aslında hepsi sudur hem su hem buz)

Kısacası damlaların denizde, harflerin satırda birleşmesi gibi varlıklar bir bütünlükte kendini gösterirler. Görüntüdeki farklılıklar aldatıcıdır. Zaman kavramı yoktur, kıdemde ezel ve ebed aynıdır.
Şeyh Ahmed'in kısaca değindiğimiz Divan'ının çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları mevcuttur. Eser ilk defa Martin Hartmann tarafından tıpkıbasımı gerçekleştirilmiştir. (Der Kurdish Divan des Schech Ahmed, Berlin 1904) Divanı M. Şefik Arsavi yeniden basmış olup, Kadri Cemil Paşa, Hawar dergisinde tefrika etmiştir. Sadık Bahaddin Amedi, Divan'ın ilmi neşrini yapmış, Zeynelabidin Zinar Latin harflerine çevirmiştir. Rusça çevirisi K.R. Eyyüpoğlu tarafından yapılmıştır. Ayrıca Divanın Fransızca, İngilizce, Almanca ve Farsça çevirisi yapılmıştır.
Divan'ın çeşitli şerhleri de yapıldı. Bunlar arasında en meşhur olanı ise Ahmed b.Muhammed el-Buhti ez-Zivingi'nin yaptığı şerhtir. Arapça olarak bu şerhi yapan Zivingi, Suriye'nin Kamışlı kenti eski müftüsüdür. Divan'ın Kürtçe şerhini yapan Abdurrahman Şerefkendî'dir. Cizre eski müftüsü Mahmut Bilgi de Divan üzerinde çeşitli araştırmalar yaptı. Ferhad Şâkelî, Uppsala Üniversitesinde Şeyh Ahmed el-Cezerî konulu bir doktora çalışması gerçekleştirdi. Ayrıca Şeyh Said'in torunlarından Abdulmukit Septioğlu Divan'ın ilk 33 kasidesini şerh etti. Türkçe olarak yapılan bu şerh maalesef tamamlanamamıştır. Nûbihar yayınları arasında çıkan kitapta, kasideler kelime kelime açıklanmaktadır. Çok değerli bilgiler veren bu çalışmanın tamamlanmamış olması oldukça üzücüdür.
Şeyh Ahmed, Divan'ındaki şiirleri alfabetik sıraya koymuş, şiirlerini alfabeye müthiş edebi bir sanatla uydurmuştur. Divan elif babı ile başlıyor ve böylece Arapça alfabeye uyarak gidiyor. Örneğin beyitlerin sonu hangi harfle bitiyorsa, o şiirin tüm beyit sonları o harfle bitmektedir. Bu da son derece yüksek bir edebi kabiliyet gerektirmektedir.
Cizre'de halk arasında Şeyh Ahmed ile ilgili rivayetler, menkıbeler anlatılmaktadır. Bunların ilmi bağlayıcılığı olmazsa bile, O'nun edebi kişiliğinin etkisini anlatmak babından şu çarpıcı menkıbeyi aktarmak yerinde olur: “Kırmızı Medrese civarında bir taşa oturup veya yaslanıp kasidelerini okuyan Şeyhin söylediği sözlerin tesiriyle taş ısınır, hatta kızarır. Bu durumu fark eden Cizreli yaşlı bir kadın, hamurunu getirip, o taşa yapıştırmak suretiyle ekmeğini pişirir.” Evet, Divan okunduğunda, Şeyhin söylediği sözlerin taşı bile ısıtacak kadar etkili olduğu gerçekten de fark edilir.
Divanda kullanılan kültürel materyal, bölgede bulunan medreselerin eğitim seviyeleri ile ilgili ipuçları verir. Zira yörede yüzlerce yıla dayanan medrese eğitimi, Şeyh Ahmed zamanında çok canlıdır. İçerik yönünden son derece zengin bir yapı arz ederler. Bu durum olduğu gibi Divan'a yansımıştır. Zira Divan'da tarihten siyasete, gramerden belâgata, felsefeden astronomiye kadar birçok konudan söz edilmektedir.
Son olarak O'nun Peygambere olan sevgisini ilan eden şu beytini aktarmak istiyorum:

Muyeki ez jı te nadım bı dısed Zin u Şirinan
(Senin bir tek kılını iki yüz Zin ve Şirine değişmem)

Çı dıbıt ger tu haseb bıki me bı Ferhad u Memê
(Ne olur Sen de eğer beni bir Ferhat veya Mem gibi saysan)

Tabi Türkçe olarak yaptığımız bu açıklamalar sözlerin şiirselliğini yansıtmıyor. Şiir veya kasideler Kürtçe olarak okunduğunda, O'nun Allah ve Peygamber aşkının yine kendisinin deyimiyle;

Bı dıl ataş jı ciger büryanım
(Kalben ateş ciğerden büryanım)

Lew perişanım u pür êşanım
(Bu nedenle çok ağrılı ve perişanım)

Aşıkê nazık u mahbubanım
(Nazik ve mahbubların aşıkıyım)

Tu mebin bê ser u bê samanım (Görme beni başsız ve sarhoşum)

Kalben ateş, ciğerden büryan olduğu anlaşılıyor. Büryan Siirt yöresinde etlerin kuşbaşı olarak doğranıp fırınlarda pişirildiği bir yemek çeşididir.
Ne yazık ki, edebiyat âleminde tanınan bu edibin doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak 1570-1640 yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Bir zamanlar memleketimizde Arapça aleyhtarı bir yönetim anlayışı hâkimdi. Bu yöneticilerin yanlış uygulamalarından mezar taşları ve kitabeler de nasiplerini aldılar. İşte bizim Şeyh Ahmed'in ve daha birçok mezar taşı, kitabe Cizre'de bu anlayışın kurbanı edildiler.
Meşakkat ve çile ile dolu bir ömür geçiren Şeyh Ahmed, 1640 yılında vefat etti. Kabri Cizre'de ders verdiği Kırmızı Medresenin alt katındadır ve bu gün ziyaretgâh haline gelmiş durumdadır.

KAYNAKLAR:
- Şeyh Ahmed el-Cezerî, Divan
- M.Sait Özervarlı, Molla Cezerî, İslam Ansiklopedisi, TDV, Cilt:30
- M.Halil Çiçek, “Yakın Dönemde Cizre Medreseleri”, Hz. Nuh'tan Günümüze Cizre Sempozyumu, İstanbul 1999
- Amdulmukit Septioğlu, Melayê Cizîrî Divan'ının Şerhi, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2005
- Abdullah Yaşın, Bütün Yönleri ile Cizre, 1983
- Abdullah Yaşın, Tarih Kültür ve Cizre, Ankara 2007

Betül Deniz, bir alıntı ekledi.
 01 May 13:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kısırdöngü
Başlangıçta, demeden önce her şeyin bir başlangıcı olması gerekir diye belirtmek gerek, zira bu en başta ortaya çıkan başlangıcın asla ayrılamadığı bitiş noktası, ki "ayrılamadığı" demek "ayrılmak istemediği" veya "ayrılmaması gerektiği" demek değildir, aslında ayrılamayış kavramının duru bir örneğidir, çünkü böyle bir ayrılış gerçekleştiği takdirde evrenin başımıza yıkılacağı herkes tarafından bilinir, ne de olsa evren kırılgan bir yapıdadır ve devamlılık kavramı üstüne oturtulmuş çözümleri kaldıramaz.

Ölümlü Nesneler, José Saramago (Sayfa 47 - Kırmızıkedi yayınları)Ölümlü Nesneler, José Saramago (Sayfa 47 - Kırmızıkedi yayınları)

Karıncalar Ölmesin !
Havalar ısınmadan doğa kendini yeniledi ve karıncalar her yerde gezmeye başladı. İlaç kullanıp onları öldürmek yerine, insancıl yöntemlerle onları uzaklaştırmayı tercih edin. Kapı ve cam önleri ya da karıncaların bulunduğu yere yarım limonu dörde bölüp sonra ortasına bir tatlı kaşığı kuru nane koyarsanız karıncalar o bölgeye bir daha gelmez. Bir süre sonra kuruyan kabuğun yerine yenisini koyarak devamlılık sağlayabilirsiniz.

Pirtûkhez / Anıl Haco, bir alıntı ekledi.
27 Nis 00:48 · Kitabı okudu

Devamlılık için farklılık şart; o zaman olur ki sohbet pek bir derin...
''Zaten sen de benim gibi düşünüyorsan bunun üzerine konuşmanın bu kadarı yeter.''

Devlet, Platon (Sayfa 76 - Ezr Yayıncılık)Devlet, Platon (Sayfa 76 - Ezr Yayıncılık)