İsa’nın getirdiği öğreti bir devlet ya da toplum düzeni kurmaya yönelik yapısal yasalardan (şeriat) yoksun olduğu için, Hristiyanlık kurumsallaşıp büyürken kaçınılmaz olarak Eski Ahit’in (Tevrat ve Zebur) o katı, net ve toplumsal kurallarına yaslanmak zorunda kaldı. Yeni Ahit (İncil) harika bir ahlak, vicdan ve mistisizm manifestosudur; ancak bir anayasa veya ceza kanunu değildir. İçinde miras hukuku, ticaret kuralları, evlilik sözleşmeleri, ceza infazları veya vergi sistemine dair yapısal düzenlemeler yoktur.
İsa, "Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin" diyerek dünyevi hukuku zaten Roma’ya bırakmıştı. Ancak Roma İmparatorluğu çöküp kilise bizzat devletin kendisi haline geldiğinde, devlet yönetmek için "yanağını çevir" veya "düşmanını sev" ilkeleri yetersiz kaldı. Mahkemeleri işletmek, suçluları cezalandırmak ve toplumu zapturapt altına almak için Eski Ahit’in Musa’ya dayanan o sert, net ve tavizsiz kanun bloklarına ihtiyaç duyuldu. Tarihsel olarak bu durum büyük bir krizle test edildi. 2. yüzyılda Marcion adında zengin bir gemi sahibi ve teolog ortaya çıktı. İşaret ettiğimiz çelişkiyi gördü ve dedi ki: "Eski Ahit’in öfkeli, savaşan, göz kırpmadan kabileleri yok eden kanun Tanrısı ile İsa’nın anlattığı merhametli, sevgi dolu Baba Tanrı aynı olamaz. Eski Ahit’i tamamen kutsal metin dışı bırakmalıyız." Kilise, Marcion’un bu fikrini çok sert bir şekilde reddetti ve onu aforoz etti (tarihteki ilk büyük heretik/sapkın ilan edilenlerden biridir). Kilisenin Eski Ahit'e sahip çıkmasının sebebi sadece teolojik devamlılık arzusu değildi; Eski Ahit'i çöpe atmak, dinin tarihsel meşruiyetini, kozmolojik kökenlerini ve en önemlisi toplumsal düzen kurma potansiyelini yok etmek demekti. Hristiyanlık 4. yüzyılda Roma’nın resmi dini olduktan sonra, sonraki